<


<
< <
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Pek çok kişi, kilo verme programları üzerine kendi teorilerinin
çığırtkanlığını yaptıkları kitaplar yazarak milyonlarca dolar para kazandılar.
Kısa ve daha da önemlisi uzun vadede gerçekten etkili olup olmadıklarını anlamak
için bilimsel açıdan incelenen programların sayısı çok azdır.


Düşük karbonhidrat diyetleri, yağ bakımından
nispeten zengin diyetlerdir. İlk olarak Dr Robert Atkins tarafından öne sürülen
düşük karbonhidrat diyeti, yalnızca yağ bakımından zengin değil aynı zamanda
kötü yağlar bakımından zengin bir diyet olup çıkmıştır.


Atkins diyetinin daha yeni türlerinde, hâlâ karbonhidrat tüketiminin az
olması öneriliyor ancak tüketilecek olanların da iyi karbonhidratlardan
oluşması gerektiği ekleniyor. Bu diyetlerde ayrıca, önerilen fazlaca yağ içeren
diyetlerdeki yağın çoğunun da iyi yağlar olması gerektiği söyleniyor. Aynı
durum, diğer popüler bir diyet olan South Beach (Güney Sahili) diyeti için de
geçerlidir.


kilo-vermePeki,
kilo vermek için düşük karbonhidratlı ve yüksek yağlı diyetlerin, düşük yağlı ve
yüksek karbonhidratlı diyetlerden daha etkili olduğuna dair ne gibi bir kanıt
vardır?


Yakın zamana kadar bu yönde hiçbir kanıt yoktu. Ancak, 2003 ve 2004
yıllarında yayımlanmış olan birkaç çalışma, 6-12 aylık bir süre için, düşük
karbonhidratlı ve yüksek yağlı diyetlerin muhtemelen daha etkili olduğunu ortaya
çıkarmıştır. Fakat aynı sonuçların, bir seneden daha fazla bir sürede, düşük
yağlı ve yüksek karbonhidratlı diyetler için aynı yönde olduğu görülmüştür.


Bunun başlıca sebebi, her iki tip diyeti uygulayan kişilerin tekrar kilo alma
eğiliminde olmalarıdır. Bu çalışmalar sonucunda elde edilen en şaşırtıcı
bulgu­lardan biri de, düşük karbonhidratlı ve yüksek yağlı diyetlerin, pek
çoklarının düşündüğü gibi, kötü kolesterol gibi zararlı yağların kandaki
düzeylerini artırmadığı olmuştur.


Kısa vadeli kilo verme konusunda düşük karbonhidratlı diyetlerin
düşük yağlı diyetlere göre üstün olmasının sebebi nedir?


Genellikle benimsenen bir teori, düşük yağlı ve yüksek karbonhidratlı
diyetlerle kilo vermeye çalışan pek çok kişinin, yüksek glisemik yoğunluğuna
sahip kötü karbonhidratlar bakımından zengin yiyecekler yemiş olmalarıdır. Çabuk
sindirilen yiyecekler, kan dolaşımınıza, birden, çok fazla şeker yükler. Kan
şekerinin aniden yükselmesi, kanın şekerden temizlenmesi için insulin
salgılanmasına sebep olur.


Ancak bu ani salınım, yalnızca birkaç saat
içerisinde kan şekerinizin aşırı derecede düşmesine sebep olabilir. Ve kan
şekeriniz çok düşük olduğunda aç hissedersiniz. Yemek yedikten kısa bir süre
sonra kan şekeriniz düşükse, muhtemelen çok yemişsiniz demektir. Başka bir
deyişle, düşük karbonhidratlı ve yüksek yağlı diyetler, iştahınızı köreltme
konusunda daha fazla işe yarayabilir.


Son Bulgulara Göre, Bilinenler Şunlardır:


■ Kilo vermenin yegane yolunun, yediğiniz yiyeceklerin içinde bulunandan
fazla kalori yakmak olduğu hâlâ doğrudur. Kısa vadeli de olsa bir kilo verme
programının başarılı olması için, kalori alımınızı düşürmeli ve daha fazla
egzersiz yapmalısınız.


■ Kısa vadede, düşük karbonhidratlı ve yüksek yağlı diyetlerin, düşük yağlı
ve yüksek karbonhidratlı diyetlerden daha fazla işe yaradığı doğru olabilir.
Ancak, hiçbir diyetin, bir seneden fazla bir süre boyunca diyeti uygulayan
kişilerin çoğunda başarılı olduğu ortaya çıkmamıştır.


■ Düşük karbonhidratlı ve yüksek yağlı bir diyet uygulamayı deneyecekseniz,
alacağınız az miktardaki karbonhidratın iyi karbonhidrat ve alacağınız yağın iyi
yağ olduğundan emin olun.

Etiketler: , , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Amerika’daki yetişkinlerin 1/3′ünden fazlası sağlıksız bir kiloda ve kilo fazlası nedeniyle belli hastalıklara yakalanma risk­leri daha yüksek.

Vücut ağırlığı beş sınıfa ayrı­lır: zayıf, normal, kilolu, obez ve morbid (hastalıklı) obez (en şişman sınıf).
Normal – kabul edilebilir -kilodaki insanlar dışında kalan­ların, daha fazla sağlık sorunuyla karşılaşabildiklerine dair bilimsel bulgular olduğu için bu sınıflan­dırma sistemi yaratılmıştır.

Örneğin, kilolu, obez veya morbid obez olmak, tip 2 diyabete yakalanma ve yük­sek kan basıncı riskini artırır. Ne kadar kilolu olursanız o kadar risk altındasınız demektir. Ek olarak, diyabet veya yüksek kan basıncı, kalp hastalığına yakalanma ve inme riskini de artırabilir.

Kilolu muyum?

Sağlıklı bir kiloda olup olmadığınızı anlamanın en iyi yolu, vücut kitle indeksinizi hesaplamaktır. Boy-kilo çizelgelerini kul­lanmak da diğer bir yöntemdir. Bu yöntemler genellikle iyi yol gösteri­cilerdir ancak kusursuz değillerdir. Örneğin, kas yağdan daha ağırdır; dolayısıyla, çok formda olmanıza rağmen, boyunuza karşılık gelen kilo çizelgelerinin en tepelerinde bir kiloda olabilirsiniz.

“ELMA” mıyım, “ARMUT” mu?

Yalnız kilonuz değil, vücut şekliniz de risk konusunda belirleyicidir. Eğer varsa, kilo fazlanızın vücudu­nuzun neresinde biriktiği önemlidir.

Eğer bel çevrenizde, karın böl­gesinde kilo fazlanız varsa (ki bu durumda vücudunuz elmaya ben­zer bir görünüme sahip olur), kalp rahatsızlığı, yüksek kan basıncı ve diyabet riskiniz daha yüksektir.

Aksine, kilo fazlanız belden aşağı bölgede, kalçada, popoda ve üst bacaklarda ise (ki bu durumda vücudunuz armuta benzer bir görünüme sahip olur), hastalık riski daha düşüktür. Elma şeklindense armut şeklinde bir vücuda sahip olmanın neden daha iyi olduğuna dair bazı teoriler vardır, ancak konu hâlâ gizemini koru­maktadır.

Etiketler: , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Obez ya da aşırı kilolu olmak normal bir vücutta çok fazla vücut yağı olması demektir. En doğru şekilde, kişinin boyu ve kilosu ölçülerek elde edilen vücut kitle endeksi ile anlaşılır. ABD’deki çocukların %15′i ya obez ya da aşırı kiloludur, %15′lik bir dilim de obez ya da aşırı kilolu olma riski taşımaktadır.

Aşın kilolu çocukların çoğunda hareketsizlik önemli bir faktördür. Bebeklik ve çocukluk döneminde yetersiz beslenme alışkanlıkları, yetişkinlik döneminde kalp sorunlarına yol açabilecek kilo sonullarına neden olabilir. Aşın kilolu çocuklar çocukluk döneminde fiziksel sorunlarla karşılaşmasalar da toplumdan dışlanma ve alay edilme dolayısıyla sıkıntı yaşayabilirler.

Çocuğunuzun aşırı kilolu olduğunu düşünüyorsanız doktorunuza danışın. Doktorunuz çocuğunuzu muayene edecek ve size ailenin beslenme alışkanlıkla¬rını soracaktır. Bazen de obeziteye neden olan olağandışı hormonal nedenleri bulmak için idrar ya da kan testleri yapılabilir.

Çocuğunuzu hiç bir zaman bir doktor ya da diyetisyen tarafından onaylanmayan sıkı bir diyete sokmayın. Sıkı diyetler yetişkinlerin işine yarayabilirken büyümekte olan çocuklar yanlış diyetlerden zarar görebilir.

Doktorunuz size çocuğunuzun ihtiyaçlarına uygun bir diyet vermesi için sizi bir diyetisyene yönlendirebilir. Uzun vadeli ve etkili olması için kilo kaybının yavaş ve dengeli olması gerekir. Ayrıca çocuğunuz her gün düzenli spor yapmalıdır.

Aşırı kilolu çocuklar ailelerinin desteğine ihtiyaç duyarlar. Sabırlı olun, çocuğunuzu eleştirmeyin ve çocuğunuzun çabalarını takdir edin.

Etiketler: , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Sağlık üzerine yazılar yazılan , sağlık makaleleri sitesi
Blogoji yayına girdi.Sağlık siteleri olarak sitemizde bulamadığınız sağlık konularını Blogoji.Com adresinde arayabilirsiniz.

Bir çok sağlık katagorisi bulunan sitenin içeriği oldukça zengindir.
Yayın hayatında başarılar dileriz.

Etiketler: , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Baş ağrısı bir çok etkene bağlı olarak gelişebilir. baş ağrısı nedenlerinin ortaya çıkarılabilmesi için mutlaka uzman bir doktor muaynesi şarttır. Ancak Baş ağrısını tetikleyen bazı etkenler vardır. Bu etkenler baş ağrılarını başlatan durumlardır. Sitemiz ziyaretçilerinden DR. Ali beyin sitemize göndermiş olduğu yorumu bir makale olarak bilgilerinize sunuyoruz;

Baş ağrısını tetikleyen en büyük etkenler;

Aşırı uyku,
Uykusuzluk,
Açlık ve susuzluk,
Alerji,
İklim ve çevre değişikliği, seyahatler,
Aşırı yorgunluk,
Sigara ve alkol,
Ağır parfümler,
Gürültü kirliliği,
Çikolata,kırmızı şarap,
Portakal, limon
Şeklinde sıralanabilir.

Peki baş ağrısının başlamaması için ne yapmalıyız veya Yapabiliriz?

Asla gelişigüzel ilaç kullanmamalıyız.
Kesin tanı aldıktan sonra doktorumuzun önerdiği ilaçları usulüne uygun olarak almalıyız.
Tetikleyici nedenlerden uzak durmalıyız.
Günlük yaşantımızda ruh ve beden sağlığımızı zinde tutacak pozitif davranış modelleri geliştirmeliyiz.
Düzenli bir spor ve uyku gibi…
Geçmiş olsun…

Etiketler: , ,


| <<

<
< <

<1 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Kürtaj işlemi genellikle 10 dakika kadar sürer. Özel bir vakumlu enjektörle
gebelikle ilgili dokular, rahimden dışarı alınır. Gebelik küçük olduğundan bu
işlem sorunsuz olarak yapılabilir. Hasta genel anestezi yapılmışsa yaklaşık 15
dakika içinde kendine gelir. Lokal anestezi kullanıldığı durumlarda ise hemen
ayağa kalkabilir, kendini iyi hissettiği anda eve gidebilir. Hasta evde en az 12
saat dinlenmeli ve 15 gün kadar cinsel ilişkiye girmemeli,deniz havuz küvet
banyosu, kaplıca, jakuzi yapmamalıdır.duş şeklinde istediği sıklıkta
yıkanabilir.20,gün kontrolü infeksiyon, retansiyon veya gebeliğin devam edip
etmediğinin takibi bakımından çok önemli olup mutlaka riayet edilmelidir.

Kürtaj veya rahim tahliyesi rahim içindeki bir gebeliğin özel yöntemlerle
sonlandırılmasıdır. Kadının arzusuyla 10. gebelik haftasına kadar yasal olarak
uygulanabilir.Evli kadınlarda yasal tahliye uygulamasında eşler de müdahaleye
yazılı olarak rıza vermelidirler. Evli olmayan ve 18 yaşın üzerinde olan
kadınlar kendi isteklerine göre hareket ederler.18 yaşın altında
olanlar,ebeveynleri ile birlikte müracaat etmelidirler.


Yasal tahliye

Ülkemizde düşük ilacı (RU-486) kullanılmamaktadır. Dünyanın çoğu
ülkesinde (gelişmiş olan ülkeler dahil) ve bizde tahliye, aşağıda anlatılan
vakum tekniği,vakum aspirastör tekniği kullanılmaktadır.


Gebelik testiniz ister pozitif ister negatif olsun, asla “söktürücü
iğne” gibi yöntemlere kendi kendinize başvurmayın. Bu ilaçların gebelik
durumlarında işe yaramaları tıbben mümkün değildir.


Gebeliğin tıbben sakıncalı olması durumunda (anneyle ilgili gebeliğin
riskli olduğu hastalıklar, bebeğin ileri derecede sakat olduğunun ya da
öldüğünün belirlenmesi gibi) bu süre 10 haftayı aşabilir. Bu durumda birden
fazla uzman doktorun kurul oluşturarak karar vermeleri gerekir. Kurul kararıyla
gerekirse tıbbi tahliye yapılabilir.


Kürtaj tekniği

Gebelik haftası ultrasonla belirlendikten sonra dikkatli bir
jinekolojik muayene yapılır. Vajina ve rahim ağzı bakterilerden arındırılmak
amacıyla dezenfekte edildikten sonra, rahim ağzını sabitlemek için plastik bir
alet vajinadan yerleştirilir ve lokal anestezik madde uygun olarak rahim ağzı
içine enjekte edilir, veya genel anestezi için anestezi uzmanı tarafından
gerekli işlemler başlatılır.


Daha sonra çok ince plastik kanüller rahim ağzından rahim içine
ittirilir. Bazen rahim ağzı sert olabilir ya da gebelik 6. haftanın üzerinde
olması nedeniyle daha geniş çaplı plastik kanüller kullanılması gerekebilir. Bu
durumda rahim ağzını genişletmek için özel “buji” adı verilen aletler
kullanılır. Kanül yerleştirildikten sonra kanüle bir enjektör iliştirilir.
Enjektörde oluşan vakum yardımıyla rahmin içi vakumla boşaltılır.


10. haftaya yakın olan gebeliklerde bazen rahim içine metal aletler
sokularak rahmin tümüyle boşaltıldığından emin olmak gerekebilir, ancak bu çok
ender bir durumdur.


Rahimin içi tümüyle boşaltıldıktan sonra hastanın 10 dakika istirahatı
sağlanır.Kanama kontrolü yapıldıktan sonra kürtaj başarılı birşekilde
bitmiştir.Kürtaj yapmadan önce hastanın kan gurubu mutlaka teyit edilmeli ve kan
uyuşmazlığı varsa bunun tedavisi ve aşısı yapılmalıdır.


Tüm bu işlemler 6. gebelik haftasına kadar olan gebeliklerde 5 dakika,
6 ile 10 arası olan gebeliklerde 5-15 dakika sürer. Bu süre Kadın-Doğum
uzmanının çalışma süresidir. Genel anestezi uygulandığında hastanın uyuması,
işlemin yapılması ve hastanın kendine gelmesine 20-40 dakika
eklenmelidir.


Riskler

Yasal sınırlar içinde (10. gebelik haftasına kadar uygulanan kürtaj)
oluşması muhtemel riskler büyük oranda işlemi uygulayan Kadın-Doğum uzmanının
tecrübesine ve uygulama yerinin donanımına bağlıdır. Lokal anesteziyle yapılan
uygulamalarda işlem esnasında en sık rastlanan sorunlar lokal anestezik maddeye
aşırı duyarlılık ve vazovagal senkoptur (uterusun sabitlenmesi amacıyla takılan
alet nedeniyle bayılma oluşması). Bu, geçici ve selim bir durumdur. Yaklaşık %1
oranında görülür.


İşlemden hemen sonra en sık görülen sorun bulantı ve kusmadır. Bazen
bayılma hissi oluşabilir. Bu durum da yaklaşık %1 oranında gözlenir ve hayati
tehlike yaratmayan geçici bir durumdur.


Bazen rahim ağzı kanülün geçmesine izin vermeyecek şekilde sert
olabilir ve işlem yarıda bırakılabilir (görülme oranı: yaklaşık
700
de 1). Tahliye bir hafta sonrasına ertelenir.


Gebelik çok erken ise (<5.5 hafta) tahliye başarısız olabilir.
Tahliye bir hafta sonrasına ertelenir. Tecrübeli bir Kadın-Doğum uzmanı erken
bir gebeliği tahliye etme girişiminde bulunmak yerine belli bir süre bekledikten
sonra tahliye etmeyi önerir. Özellikle gebelik büyükse işlem esnasında aşırı
kanama olabilir. Yasal sınırlar içinde yapılan tahliyelerde oluşan kanamalar
hayati tehlike yaratmaz.


Çok ender durumlarda ve çoğunlukla ya çok erken ya da yasal sınırı aşan
tahliyelerde işlem esnasında rahim delinebilir .


Özellikle çok erken gebelik haftalarında uygulanan tahliyelerde
işlemden birkaç saat sonra görülen nadir bir sorun da rahim içinde kan
birikmesidir (görülme oranı 500
de 1). Hayati bir
tehlike yaratmayan bir durumdur ve rahmin içindeki kan boşaltılarak tedavisi
sağlanır. Enfeksiyon oluşacaksa bu genellikle işlemden 6-7 gün sonra ortaya
çıkar ve kendini ağrı, akıntı, aşırı
kanama şeklinde belli eder.
Kürtaj sonrası verilen antibiyotikleri düzenli olarak kullanmanız durumunda bu
sorun da ender olarak gözlenir.


Enfeksiyon oluşacaksa bu genellikle işlemden 6-7 gün sonra ortaya çıkar
ve kendini ağrı, akıntı, aşırı kanama şeklinde belli eder. Kürtaj sonrası
verilen antibiyotikleri düzenli olarak kullanmanız durumunda bu sorun da ender
olarak gözlenir.


İçeride “parça kalması” durumunda genellikle ilk iki haftada adet
esnasındaki kanamadan çok daha fazla kanama görülür ve bu kanama pıhtı şeklinde
ve koyu renklidir. Kanamanın ağrılı olması kural değildir. Bazen parça düştüğü
gözlenebilir.


Geç dönemde görülen en önemli, ancak ender bir sorun işlem esnasında
rahim iç tabakasının aşırı hasar görmesi sonucunda oluşan yapışıklıklardır
(Asherman sendromu). Kendini kürtajdan 6 hafta geçmesine rağmen adet kanamasının
olmaması ve ilaç tedavisiyle de kanama oluşturulamaması şeklinde gösterir.
Usulüne uygun yasal sınırlar içinde yapılan tahliyelerde ve özellikle de vakumla
uygulanan işlemlerde ender olarak gözlenir.


Tedavisi:

"Histeroskopi ile yapışıklığın açılması, anestezi altında RİA
uygulanması ve kauffman kürü yapılmasıdır"
gibi sözler
gerçekten uzak olup iyi ve kuralına uygun olarak kürtaj yapıldıktan sonra tekrar
tekrar gebe kalabilirler. Dikkatli ve vakumla uygulanan bir kürtajın kadının
genital sistemine zarar vermesi beklenen bir durum değildir.
adından da
anlaşılacağı gibi ülkemizde reşit kadınlarımıza tanınmış tümüyle yasal ve çağdaş
bir haktır.Kürtaj yalnızca ve ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanınca
uygulanır. Yapılan işlem gizli kalır.

Op. Dr. Filiz AK

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Etiketler: ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Aile planlaması, istenildiği zaman istenildiği kadar çocuk
sahibi olunabilmesidir. Her ailenin istediği kadar çocuk sahibi olması hakkı
vardır, ancak sık aralıklarla olan gebeliklerde anne sağlığı ciddi olarak zarar
görmekte, anne karnındaki bebek gelişimi etkilenmekte, sakatlık oranı, anne ve
bebek ölüm riski artmaktadır.







Günümüzde hem kadınlar, hem de erkekler için geliştirilmiş, son derece
güvenilir ve etkili metodlar mevcuttur. Gelişen modern tıp her bireyin kendi
ihtiyacına yönelik çok değişik yöntemler sunmaktadır. Buna rağmen dünyada ve
ülkemizde çiftlerin oldukça büyük bir kısmı hala geleneksel, etkinliği ve
güvenilirliği son derece düşük, sağlık açısından son derece sakıncalı
yöntemlerle doğum kontrolü uygulamaya çalışmaktadır. Bu duruma neden olan faktör
maalesef çiftlerin doğum kontrolü hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları ve
kulaktan dolma yanlış bilgilerle korunmaya çalışmalarıdır.





Kadınların iş hayatında daha fazla etkin rol alması, çiftlerin çocuk sahibi
olma isteklerini azaltmakta veya bu kararı vermeyi bir süre ertelemelerine sebep
olmaktadır. Etkili bir doğum kontrol yöntemi uygulanmadığında sonuç ne yazık ki
istenmeyen bir gebelik ve kürtajdır.





Burada amaç, çiftleri doğum kontrolü hakkında bilgilendirmek, onlara en
uygun yöntemi seçmeleri konusunda yardımcı olabilmek ve akıllarına takılan
soruları cevaplamaya çalışmaktır.





Aile planlamasının amaçları:




- Anne sağlığını korumak ve anne ölümlerini
önlemek

- Sağlıklı bebeklerin doğmasını sağlamak

- İstenmeyen
gebelikleri önlemek

- Riskli gebeliklerin oluşmasını önlemek

-
Çiftler arasında daha mutlu ve sağlıklı cinsel hayat sağlamak

- Bireyleri
ve aileleri bu konuda eğitmek




Aile planlaması yöntemleri






İdeal bir doğum kontrol yöntemi;gebeliği kesin önlemeli,sağlığa zarar
vermemeli, kolay uygulanabilir olmalı ve maliyeti düşük olmalıdır.





Doğum kontrol yöntemleri kalıcı olmayan ( geçici) ve kalıcı ( geri dönüşü
olmayan) yöntemler olarak 2 sınıfa ayrılır. Hangi doğum kontrol yönteminin size
uygun olduğunu belirlerken mutlaka doktora başvurunuz. Yaşam tarzınız, sağlık
durumunuz, üreme organlarınızın yapısı ve sizin tıbbi öykünüz beraberce
değerlendirilerek sizin için en uygun doğum kontrol yöntemi
belirlenecektir.





A- Kalıcı olmayan (geri
dönebilen) yöntemler:
Etkili ancak kalıcı olmayan, bırakıldığı yada
kullanılmadığı takdirde etkisi hemen sona eren ve üreme yeteneğine herhangi bir
zararı olmayan yöntemlerdir.


B-


*Doğum kontrol hapları,


*Kola takılan patch


*Koruyucu iğneler (1 aylık-3 aylık),


*Ertesi gün hapları,


*Koruyucu çubuklar (implant-implanon),


*Rahim içi araçlar (spiral),


*Prezervatif (kondom-kılıf),


*Femidom ( kadınlar için prezervatif)


*Diafram-spermisitler,








B- Kalıcı olan ( geri dönüşü olmayan ) yöntemler: Artık
bebek sahibi olmayı kesinlikle düşünmüyorsanız en uygun yöntem tüplerin
bağlanmasıdır.





*Kadınlarda tüplerin (yumurta kanalları) bağlanması


*Erkekte sperm kanallarının bağlanması (vazektomi)

Op. Dr. H.Yeşim YERÇOK
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Etiketler: ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Bu kelimeyi kullanan kişilerin sayısı oldukça yaygın.
Mevsimsel değişiklikler, okul ya da iş ortamına uyum sağlayamama, iletişim
sorunları , bir yakınını kaybetme, bir hastalık süreci, biten bir aşk, kötü
giden işler ya da maddi sorunlar .. ve daha bir çok stresel süreç kişide
depresyonu ortaya çıkarabiliyor. Depresyonun kadınlarda görülme sıklığı
erkeklere oranla daha fazladır.

Depresyon; bir uzmandan yardım almayı
gerektirir. Bu kişi bir psikiyatrist ya da psikologdur. Hastalığın düzeyine göre
ilaç ve terapi yöntemleri uygulanmaktadır.

Depresyonda kişi sürekli
olarak karamsar duygular içerisindedir. Olumsuz düşünür. Yaşam enerjisi
azalmıştır. Sürekli kendini yorgun ve bitkin hisseder. Uyku düzeni bozulmuştur.
Ya hiç uyuyamaz ya da aşırı uyuma görülür. Kendisini önemsiz ve değersiz
hisseder. Kendine bakım azalır ve sosyal yaşama karşı isteksizdir. Unutkanlık
ve dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştıramama görülebilir. Kilo kaybeder ya da
aşırı kilo almaya başlar. Kendine güven azalır ve sürekli kendini mutsuz
hisseder. Yaşamdan zevk alamaz. Cinsel yaşamda isteksizlik belirgindir.
Sebepsiz ağrılar ve intihar düşünceleri olabilir. İntihar düşünceleri
belirginse kesinlikle geç kalınmadan bir psikiyatri uzmanı ile görüşmek
gereklidir.

Bu belirtilerden en az beş tanesinin 15 gün süre ile devam
ediyor olması ve günlük yaşamı belirgin düzeyde etkilemesi kişide artık bir
depresyon olduğunun kesin bir göstergesidir.

Depresyon yaşayan kişiler
çoğu zaman bu süreci önemsememekte ve uzmana başvurmakta geç kalmaktadır. Geç
kalma; hastalığın seyrini uzatmakta ve kişinin var olan depresyonunu daha da
ağırlaştırmaktadır. Kişi depresyonda olduğunu kabul etmeyebilir , bu hastalık
ile ilgilidir. Bir şeylerin düzeleceğine ve yaşamının iyi olacağına inancı
kalmadığı için tedavi sürecine karamsar bakar. Yakınları onun onayını
beklemeden bir hekime danışmalı ve gerekli ikna için birlikte hareket
etmelidir.

Sağlıklı günler dilerim..


Psk. Eda GÖKDUMAN
Psikoloji

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Fiziksel aktivitenizi arttırmak için;


• Yememeniz gereken herhangi bir yiyeceği yediğinizde o yiyecekle aldığınız
kaloriyi yürüme veya başka bir aktivite ile harcayın.
• Ayakta durarak veya
yürüyerek daha fazla zaman geçirin. Örneğin telefonla konuşurken ayakta
durun.
• Televizyon karşısında daha az vakit geçirin. Hareketsiz kalmayın.
Örneğin TV izlerken ütü yapın.
• Kısa mesafelerde taşıt kullanmayın.
Arabanızı gideceğiniz yerden uzağa park edin veya otobüsten birkaç durak önce
inin.
• Merdivenleri kalori yakmak için fırsat olarak görün ve 4 kattan az
daire için asansörü kullanmayın.
• Düzenli yürüyüş yapın.
• Aktif
olabileceğiniz bir hobi edinin. Unutmayın ki; bu sizi rahatlatacak ve daha mutlu
olmanızı sağlayacaktır.


Alışverişte;


• Alışverişe çıkmadan önce bir liste hazırlayın ve liste dışına
çıkmayın.
• Alışverişe karnınız tokken çıkın ve yanınıza az para
alın.
• Alışveriş yapacağınız yer 3 km. den daha kısa mesafede ise yürüyerek
gidin taşıta binmeyin.
• Satın aldıklarınızı kendiniz taşıyın.


Restorantta;


• Kızartmalardan uzak durun. Kremalı ve soslu yiyecekleri
seçmeyin.
• Yağsız sebzeleri veya diyetinize uygun besinleri tercih
edin.
• Yemeğin sulu, yağlı kısmını tüketmekten kaçının.
• Garsondan
ekmeği masadan kaldırmasını isteyin.
• Unutmayın ki; hazır yemeklerin yağ
içeriği ev yemeklerinden daha fazladır.


Önemli not!!!


• Zayıflama diyeti yaparken sürekli olarak kilonuzu kontrol etmeyin.
Tartıya haftada bir kez çıkmak takibinizi yapmak açısından yeterli olacaktır.
Hedefiniz haftada 0.5 kg. veya 1 kg. arası kilo vermek olmalıdır. Hızlı kilo
kayıpları daha çok su ve kas kütlesinde azalmalar ile sonuçlanmaktadır.


• Diyetinizi bir yaşam şekli olarak kabul edin. Alışkanlıkları değiştirmek
kolay değildir, zaman alır.


Başarı = Kararlılık + Sabır


• Unutmayın; her şekilde kilo verilebilir. Önemli olan verilen kiloların
korunmasıdır. Bu da ancak doğru beslenme ve yaşam alışkanlıklarının
kazanılmasıyla sağlanabilir.
Uzm. Dr. Özlem ŞAFAK
Medikal Estetik

Etiketler: ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Bir çok yiyecek vardır hafızanızı geliştirecek. Eğer bu yiyecekleri spor ve
düzenli bir uyku ile beraber yaparsanız hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bazı
yiyecekler beyni gerçekten güçlendirir hafızanızı geliştirirken bazı yiyecekler
ise tersi bir etki yapar. Şeker, tuz, karbonhidrat ve un hafızanız için iyi
olmayabilir.


Peki nedir bu yiyecekler?
Beynimizi yağ asidi ve EFA ile
beslemeliyiz beynimizin bir kısmı yağdan oluşur ve sağlıklı bir hafızaya sahip
olmak için yüksek miktarda EFA içeren yumurtadan bol bol tüketmeliyiz.


Yağlı balık çeşitleri omega-3 yağına yani EFA’yı yüksek miktarda içerir. Bu
yağ beyin gelişimi için çok önemlidir hafızanızı geliştirir ve öğrenmeyi
kolaylaştırır. Som, uskumru ve sardalyada yüksek miktarda omega-3 yağına
sahiptir.


Soya ise sözlü ve sözsüz hafızayı güçlendirir.


Otlardan ise Gingko biloba, asyada uzun zamandır kullanılan beyni güçlendiren
en etkili otlardandır. Damarladan geçen oksijen miktarını çoğaltarak, beyne daha
çok kan gitmesini sağar. Bunu düzenli olarak kullanırsanız 1 aya kalmadan
faydasını görmeye başlarısınız.


Yeşil çaydan sitemizde çok bahsettik işte bir faydası daha, Alzhemir
hastaları için hafızayı güçlendiren bir destek bitki olarak değil ilaç
kullanılmaktadır. Yeşil çay ile 7 güne kalmadan etkilerini görmeye
başlıyorsunuz.


Yapılan araştırmalarda ve testlerde adaçayı içenlerin daha başarılı oldukları
görülmektedir. Tam olarak ne gibi bir fayda sağladığı tam olarak bilinmesede
beyne giden kimyasalları çoğaltığı öngörülüyor. Alzheimer hastaları ilaç
niyetine kullanabilirler.


Biberiyede diğerleri gibi hafızayı güçlendirir ve bırakmadan kullanırsanız
çok faydasını görürsünüz.

Etiketler: , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Diyet terimi aslında sağlıklı yaşam anlamına geliyor. Oysa toplumun
genelinde diyet denilince algılanan açlık, zayıflamak için yapılan uygulamalar,
bir yemek listesi uygulamaktır.


Yaşam Tarzı Değişikliğine Hazır olun! Her pazartesi başlanan
diyet Salı günü sona eriyor. Bu nedenle artık diyet yapmak yerine yaşam
tarzınızı değiştirin.


Her başlangıç bir sonucun geleceğinin habercisidir, başlanan
şey bırakılır, bu nedenle diyete başlamak yerine sağlıklı olmak deyimini
kabullenin ve benimseyin. Alışkanlıklar kolay bırakılmaz, yenisi de hemen
kazanılmaz bu nedenle kendinize biraz zaman tanıyın.


İşte sağlıklı zayıflamanın 10 püf noktası:


1. Besinleri İyi Tanıyın. tahıllar (ekmek, pilav,
çorba, bisküvi, kestane, patates, kuru baklagiller vb), Et ve türevleri (kırmızı
et, balık, tavuk, hindi, peynir, yumurta vb), Sebzeler (yeşil, kırmızı, mor,
turuncu vb), Meyveler, Yağlar (zeytin, ceviz, fındık, sıvı yağlar )


2. Çeşitlilik ve Denge Yaratın: Nasıl her gün aynı
kıyafeti giymiyorsak, her gün değişik besinleri tüketmeyi öğrenmeliyiz. Tüm
öğünlerde çeşitlilik sağlamaya çalışın.


Bir öğünde bütün besin gruplarından az az da olsa
bulundurabilirsiniz. Örneğin öğle yemeğinde yiyeceğiniz ”1/2 porsiyon bulgur
pilavı, 1 tabak kıymalı sebze yemeği ve cacık” hemen her gruptan besini almanızı
sağlayacaktır.


3. Ölçülü Olun: “Göz kararı” deyimi size neyi
anımsatıyor? Evet, farkına varmadan aldığımız yağların, şekerin açıklaması bu
değil mi? Bu günden itibaren ölçü koymayı adet edinin. Bir tencere sebze
yemeğine 2 yemek kaşığı sıvı yağ koyun.


4. Yediklerinizi Kaydederek nerede yanlış yaptığınızı fark edin:
Hangi saatte, ne yediğinizi ve ne
kadar yediğinizi düzenli olarak kaydedin. Gün sonunda kendinizi değerlendirin.
Bana danışan birçok kişi “çok yemiyorum ama neden kilo alıyorum” sorusunu sorar
ve 3 gün yediklerini kayıt ettirdikten sonra cevabı kendileri verirler. “AAA NE
KADAR ÇOK YEMİŞİM” sözünün ardından farkına varma aşamasını geçmiş
olurlar.


5. Fiziksel Aktivitenizi Arttırın :


6. Sakın Aç Kalmayın: Eğer öğün atlıyorsanız,
kahvaltı etmiyorsanız ve geçiştirmelerle öğününüzü unutuyorsanız muhtemelen
akşam aşırı yemek yiyorsunuzdur. Bir öğünde aşırı besin alımı kilo alma nedeniz
olabilir.


7. Günde 2-3 lt Su İçin: İnsan vücudunun %60-70 i
sudur. Metabolizmanın su ihtiyacını karşılayamazsanız vücutta suyun yerini
yağlar almaya başlar ki şişmanlığın en önemli nedenlerinden biri su dengesinin
bozulmasıdır.


8. Profesyonel yardım almaktan çekinmeyin: Fazla
kilolarınız rahatsızlık vermeye başladıysa geç kalmadan önlem alın ve bir
diyetisyenden yardım alın. Biz diyetisyenler beslenme alışkanlıklarınızın doğru
yönde değişmesini destekler, motive eder ve size bu konuda danışmanlık yaparız,
kilo değişiminizi takip ederek kilo verirken sağlığınızı korumanıza yardımcı
olur ve disiplininizi korumanıza yardımcı oluruz.


9. Aşırı yağlı, şekerli, kalorili yiyeceklere dikkat edin:
Hiçbir besini yasaklamak çözüm değildir. Bu yiyecekleri ölçülü tüketmeye
çalışın.


10. Kilo vermek uğruna sağlığınızdan olmayın:
MUCİZE, 1 HAFTADA 7 KİLO, GARANTİLİ ZAYIFLAMA…… VE Benzeri
sözlere kanmayın. Bu sözleri söyleyenler sizin sağlığınızı değil paranızın
peşindeki şarlatanlardır.


Unutmayın aldığınız kadar enerji harcıyorsanız kilonuzu
koruyabilir, aldığınızdan fazla enerji harcarsanız kilo verirsiniz. Egzersizi ve
sağlıklı beslenmeyi düzenli olarak hayatınıza geçiremezseniz tüm çabalarınız
geçici sonuç verir.

Etiketler: , , , , , ,


| <<

<

Arayın

Coğrafya

Önceki Yazılar

<
<

<

<

<

<

Siteye yeni yazı eklendiğinde size haber vermemizi ister misiniz?

E-posta adresiniz:

Arşiv





<

İzleyiciler

güncel blog