<


<
< <
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Açıklayan :
Detoks Uzmanı Gül Kaynak

Açıklamayı yazının devamından videoyu izleyerek görebilir bilgi edinebilirsiniz..
Sağlıklı günler dileriz.


Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Mide ağrısının sebepleri nelerdir ? Bu sebepleri nasıl bulabiliriz.Hangi nedenlerden dolayı mide ağrıs çekiyoruz? gibi bir çok sorunuzun yanıtı yazının devamında ki video'da bulabilirsiniz.
İyi seyirler ve sağlıklı günler dileriz.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Siroz Nedir ? Siroz hastalığının sebepleri ve nedenleri nedelerdir? Siroz nasıl olur , siroz nasıl bir hastalıktır gibi bir çok sorunuza yanıt bulabileceğiniz video yazının devamındadır.

Umarım faydalanırsınız.İyi seyirler dileriz.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Sağlık konuları
üzerine makaleler yayınlayan bir site olarak sağlık bilimi
ilk dalımızdır.Sağlık bilimi üzerine insan sağlığı ve çeşitli hastalıklar
hakkında bilgiler paylaşıyoruz.



Sağlık konuları nedir ? Sağlık bilimi nedir? gibi soruların yanıtlarını
sitemizde bulabilirsiniz.

İnsan vücudu bir makina gibidir.Çeşitli rahatsızlıklar yani arızalar ile
karşı karşıya kalırız.Bu durumu inceleyen dal ise Sağlık Bilimi dalıdır.

Bu bilim de sağlık üzerine gerek hastalıklar gerekse nasıl giderilecekleri
incelenir.Bizde bu inceleme sonucunda gerekli paylaşımları sizlere
sunuyoruz.Sağlık siteleri arasında yer edinerek sizlere daha iyi ulaşmak
amacındayız.

Etiketler: , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
"Bir dirhem et bin ayıp örter" anlayışının tarihte kaldığını hepimiz biliyoruz. Ama dirhem dirhem vererek mutluluk veren bir bedene sahip olmak çok zor değil. Kilo vermek için 50 farklı değişiklikle formda vücuda bir adım daha yaklaşabilir, sağlıklı ve zayıf olmanın tadına varabilirsiniz.


İşte uygulaması kolay, oyun haline getirip zevkle deneyeceğiniz minik ipuçları:


1- Tamamen unutun
Sık yediğiniz, yağ oranı yüksek bir yiyeceği seçin ve onu 40 gün için tamamen unutun. Bu süre sonunda o yiyeceğin tadı ağzınızdan silinecektir.

2- Aynı tadı verenler arasında her zaman daha düşük kalorilisini seçin
Örnek: Portakal suyu (l fincan 110 kalori) yerine domates suyu (l fincan 45 kalori) için. Yarım bardak vişne suyunu yarım bardak soda ile karıştırdığınızda kalorisi yüzde 50 düşer.

3- Su için
Daha fazla su içmeye başlamalısınız. Günde en az 8 bardak su içerek işe başlayabilirsiniz. Eğer böyle bir alışkanlığınız yoksa yanınızdan küçük bir su şişesini ayırmayın, bu şişeyi her gördüğünüzde içmek aklınıza gelecektir.

4- Sosları unutun
Salatanıza bir miktar lezzet katmak için döktüğünüz soslar kilo almanıza neden olur. Bu nedenle salata sosu yerine biraz baharat ve bir tatlı kaşığı zeytinyağını salatanıza ekleyebilirsiniz.

5- Yemeğin ardından yatağa girmeyin
Kilo almamak için özellikle akşam yemeğinden hemen sonra yatma alışkanlığından kurtulun, mümkünse akşam altıdan sonra meyve dışında bir şey yemeyin. Gece atıştırmalarından da kurtulun.

6- Sık yiyin
Kilo vermek isteyenlerin düştüğü yanılgılardan biri de çok sık yemek yemenin kilo verdirmeyeceği inancıdır fakat bu yanlıştır. Çünkü beş altı saatte bir mideyi boş bırakmamak metabolizmanızın hızlı çalışmasına neden olur. Bu nedenle az az ve sık sık yemelisiniz.

7- Süt için
Günde üç ya da dört defa süt ve yoğurt ya da peynir gibi süt ürünlerini tüketen kadınlar, tüketmeyenlere oranla yüzde 70 daha fazla yağ yakarlar. Çünkü kalsiyum metabolizmayı hızlandırırken vücuda daha fazla yağ yakması için komut vermiş olur. Bu ürünlerin light olanları ile zayıflama hızınızı arttırabilirsiniz.

8- İyi bir uyku
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.

9- Stresi yenin
Stresli bir yaşam kilo almanın nedenlerindendir çünkü stresli olduğunuz dönemlerde vücudunuz stres hormonları salgılar ve bu hormanlar karın bölgesindeki yağ depolanmasını sağlayan hücrelerin büyümesine neden olur. Stresi yenmek için sosyal aktivitelerde bulunmalı, kendinizi rahatlatmalısınız.

10- Hazır yemekleri unutun
Hızlı ve çabuk yemek yapmak için aldığınız dondurulmuş gıdalar ya da hazır yemekler içerdikleri katkı maddeleri nedeniyle kilo aldırır. Bu nedenle taze sebzeleri pişirmeyi tercih etmelisiniz.

11- Lifli yiyecekleri tüketin
Çok lifli besinler doyduğunuz hissini verir ve çabuk acıkmanıza engel olur. Beyaz ekmek yerine kepeklisini, beyaz pirinç yerine esmerini tüketin. Lif oranı yüksek mercimek, kuru fasulye, nohut gibi gıdalara öncelik verin. Elbette sebzeleri unutmayın.

12- Atıştırmayı bırakın
Arabanın içinde atıştırıyor musunuz? Telefonla konuşurken bir şeyler yiyor musunuz? Vazgeçin...

13- Buzdolabınıza baskın yapın
Bu baskın her zamanki gibi, bir şeyler atıştırmak için olmasın. Buzdolabının kıyısında kösesinde kalmış bol kalorili yiyecekleri atın. Mutfak dolabınızdaki yağlı cipsleri, mısır gevreklerini ve kuru yemişleri atın. Mutfağınızda sizin için kötü olan bütün yiyecekleri, önümüzdeki 30 gün için, belki de ebediyen yasaklayın.

14- Daha çok su ve soda
Alkolün yerine su ve soda içmeye özen gösterin. Vücudunuzdaki yağ parçacıklarının kaybolduğunu göreceksiniz.

15- Çikolata yeme isteğinizi bastırın
Eğer adet öncesi dönemdeyseniz, çikolata yeme isteğinizi kesinlikle engelleyemiyorsanız, küçük mini barlardan alın veya şekersiz, sıcak kakao, yağsız puding kullanın.

16- İşkolik olun
Gelecek ay şirketin yemekhanesine girmeme kararı alın. Kahve ve çay içmek için ya da kendi getirdiğiniz sandviçi yemenin dışında... Şirketteki doğumgünü ve partilerde şerefe kaldırdığınız kadehin içinde soda olsun.

17- Kremayı kesin
Bir sinema yıldızı, içinde krema kelimesi olan hiçbir şeyi yemediğini söylüyor. Kremalı pasta, kremalı çorba gibi. Çünkü o, krema demenin yağ demek olduğunu biliyor. Bunun tek istisnası, yağsız krem peynir demektir.

18- Kalorileri azaltın
Kalorileri azaltmayı bir oyun haline getirin. Bugün yediklerinizin kalori miktarını hesaplayın, yarın bundan 50 kalori düşün. Öbür gün bir 50 kalori daha düşün. Günde 1200 kalorinin altına düşmemeye dikkat edin.

19- Kahvaltı edin
Hiçbir zaman kahvaltıları atlamayın. Yağsız yoğurdun içine muzu dilimleyin. Pişmiş yulafın içine kuru üzüm koyup yemeyi deneyin.

20- Dans edin
Evde müzik dinleyin. Hareketli müzik tercih edin ve eşliğinde dans etmeyi ihmal etmeyin.

21- Asansöre binmeyin
Önünüze gelen her merdiveni egzersiz yapacağınız bir fırsat olarak düşünün, istediğiniz kiloya gelinceye kadar asansöre binmeyi aklınıza bile getirmeyin.

22- Diyet içecekler
Diyet içeceklerden uzak durmalısınız. Bu tür içeceklerin içlerinde yapay tatlandırıcı bulunur. Onlar yerine portakal, elma gibi sağlıklı meyve sularından içmelisiniz. Hem sağlığınız açısından hem de kilo açısından birçok uzman diyet içeceklerin içilmemesini tavsiye ediyor.

23- Yavaş yemek yiyin
Fazla kilolular, hızlı yemek yiyenlerdir. Arkadaşlarınızla veya ailenizle ne zaman yemek yerseniz yiyin, yemeği en son bitiren kişi siz olun.

24- Sıkı gelen giysilerinizi deneyin
Her sabah kalktığınızda ilk işiniz üzerinize dar gelen pantolon veya şortları denemek olsun. Bu yiyeceğinize dikkat etmekte, sizi gün boyu motive edecektir.

25- Hayallerinizi kutulayın
İstediğiniz kiloya indiğinizde yapmayı planladığınız her şeyi hatırlatacak bütün fotoğrafları, reklamları, yazıları kesip bir kutunun içine koyun. Bir şeyler atıştırmak istediğinizde ya da jimnastik yapmaya hevesli olmadığınızda kutuyu açıp bakın.

26- Yatak odasını yiyeceğe kapatın
Eğer sizde pek çoğunuz gibi yatak odası dahil, evin her tarafında atıştırıyorsanız, bunu bir kere daha düşünün. Ne kadar çok yerde yemek yemek için kendinize izin veriyorsanız, o kadar çok yemek yiyorsunuz demektir. Bir süre için yemek saatlerinde, yemek odası dışında diğer yerlerde yemek yemeyi kendinize yasaklayın.

27- Kendinizi ödüllendirin
En çok sahip olmak istediğiniz 5 eşyanın listesini yapın. Her l kilo verdiğinizde ve bunu bir hafta koruduğunuzda, kendinize listedeki bir şeyi satın alın.

28- Tasarruf yapın
Gerçekten ihtiyacınız olmayan bir şeyi ne zaman yemek isterseniz, ona vereceğiniz parayı bir kavanozun içine atın. Birkaç hafta sonra paraların çokluğu size ne kadar çok şey yemediğinizi hatırlatacak ve bu para ile kendinize bir hediye alabileceksiniz.

29- Aşka dair duygularınızı canlı tutun
Tutku, kiloları eritir. İkiniz korkmadan restoranlara gitmeye başlayabilirsiniz. Çünkü, aşıkken kim yiyecekleri düşünebilir ki?

30- Abur cubur yemeyin
Verilecek 2-3 kilo bir yanda, kilolarınıza kilo katacak abur cuburlar diğer yanda ve siz bugüne kadar hiç aç kalmasanız da bunlardan bir türlü uzak kalamadınız. Bütün gün yapacaklarınızı planlayın. Sinemaya gidin, yürüyün, kendinizi bir romanın içine gömün ve şekerleme yapın. Ne yaparsanız yapın, yeter ki buzdolabından uzak durun.

31- Mayonuzu giyin
Yılın hangi mevsimi olursa olsun, özellikle yaza yaklaştığımız şu günlerde her hafta birkaç kez mayonuzu giyerek boy aynasının karşısına geçin. Bu daha fazla egzersiz yapmanız ve hedefe kilitlenmeniz için size ivme kazandırır.

32- Egzersiz yapın
Egzersiz yapmaya vakit ayırmak size zor gelse de kilo vermek için mutlaka hareket etmeniz gerektiğini unutmamalısınız. Hiçbir şey yapamıyorsanız evdeki duvarlardan yardım alabilirsiniz. 5-10 dakika boyunca kalçanızla duvara çok sert olmadan vurun. Bu kolay ve basit bir egzersiz yöntemidir. Egzersiz yaptığınız sırada televizyon ya da CD'den evde spor yapmanıza yardımcı olacak programlarını izleyebilirsiniz. Böylece neyi, nasıl yapacağınızı bilirsiniz.

33- Ev işleri
Ev işleriyle ne kadar meşgul olursanız o kadar çabuk kilo verirsiniz. Çamaşır, bulaşık, yemek, çocuklarla elinizden geldiğince çok uğraşmaya bakın. Böylece sürekli hareket halinde olursunuz.

34- Porsiyonlarınızı küçültün
Tabağınıza konulan yemeğin hepsini bitirmek kötü bir alışkanlığınızsa bundan kurtulmak için küçük tabaklarda yemek yiyerek işe başlamalısınız. Bu göz kandırmacasıyla büyük tabaklarda yediğinizden daha az yemek yer ve tabağınızdakilerin arkanızdan ağlamamasına da olanak tanırsınız. Ayrıca tabağınıza ne kadar az yemek koyarsanız o kadar az yersiniz.

35- Kahvaltıyı atlamayın
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür çünkü uyuduğunuz zaman yavaşlayan metabolizmanız tekrar bir şeyler yiyene kadar eski haline dönemez. Güne kahvaltı ile başlayanlar kahvaltı yapmayanlara oranla çok daha fazla kalori yakarlar. Çünkü kahvaltı kasları çalıştırır ve çalışan kaslar kalori yakılmasını sağlar.

36- Meyve yiyin
Yemek yedikten bir ya da iki saat sonra tekrar acıkıyorsanız atıştırmak için meyve yiyebilirsiniz. Meyve bir sonraki öğüne kadar sizin tok hissetmenizi sağlayacaktır.

37- Etiketleri okuyun
Etiketleri okuma alışkanlığı kazanmalısınız. Hangi ürünün içinde hangi yararlı ve hangi kilo aldırıcı madde var, bunların bilgilerini okursanız daha sağlıklı beslenirsiniz.

38- Kola ve soda gibi asitli içecekleri tüketmekten vazgeçin
Bunun yerine taze sıkılmış meyve sularını içmeye gayret edin. Kırmızı etten uzak durun.

39- Kırmızı et tüketmeyin
Çok fazla kırmızı et tüketmek kilo vermenizi engeller bu nedenle tavuk, balık, hindi gibi beyaz et tüketmeye dikkat edin.

40- Kızartma yerine haşlama
Kızartarak yapılan yemekler yerine haşlanmış, ızgara yapılmış ya da fırında pişmiş yemekleri yemelisiniz.

41- Fast food
Modern çağın yiyeceği olarak kabul edilen hamburger, patates kızartması gibi fast food tarzı yiyecekleri yememelisiniz. Bunlardan uzak kalırsanız daha kolay kilo verirsiniz.

42- Vücudunuzu tanıyın
Hangi yiyeceklerin metabolizmanıza zarar verdiğini hangilerinin hızlandırdığını bilirseniz daha kolay kilo verebilirsiniz.

43- Yemek başlangıcı
Yemeğe çorba ya da salata ile başlamanız açlığınızın bastırılmasını sağlar. Böylece ana yemekten daha az yersiniz. Özellikle sebze çorbaları (domates, brokoli vs.) tok hissetmenizi sağlar.

44- Yemekten sonra
Yemekten sonra tatlı yeme alışkanlığınızın önüne meyve yiyerek geçebilirsiniz böylece tatlı yeme isteğinizi de azaltmış olursunuz.

45- Göz zevkine önem verin
Salata yemeyi sevmiyorsanız kendinize şık bir salata tabağı alın ve salatalarınızı bu tabakta yiyin. Hem göz zevkiniz hem de kilolarınız için daha yararlı olacaktır.

46- Şekeri unutun
Şekerli besinler kan sekerinin kısa sürede artmasına ya da düşmesine neden olur. Bu nedenle tatlı yedikten sonra tekrar tatlı yeme ihtiyacı duyarız. Şekerin fazlası vücutta yağ olarak depolandığı için mümkün olduğunca az tüketilmelidir.

47- Tuzu kesin
Tuz, vücutta su tutulmasına neden olur ve şişkinlik hissi yaratır. Ayrıca tuzun iştah açıcı bir özelliği olduğundan, sofrada tuz kullanmamak ve pişmiş yemeklere fazladan tuz eklememek gerekir.

48- Dışarıda yemeyin
Restoranlarda ya da ev dışında yenilen yemekler kilo aldırıcı olabilir. Bu nedenle dışarıda yemek zorunda kaldığınız zamanlarda salata ya da ızgara yemekleri yiyin.

49- Alışverişte kendinizi kaybetmeyin
Market alışverişine çıktığınızda aç olmamaya dikkat edin çünkü aç olduğunuzda canınız her şeyi almak ister ve eve geldiğinizde dolabınızın zararlı yiyeceklerle dolduğunu görürsünüz. Böyle bir dolaba karşı koymak ise zordur. Bu nedenle tok bir şekilde sağlıklı yiyecekler almaya ve bir liste yapıp o listeden dışarı çıkmamaya dikkat edin.

50- Sofraya oturun
Yemek vaktinde mutlaka sofraya oturun çünkü ayakta ya da televizyon karşısında yemek yediğinizde doyduğunuzu anlamaz ve daha çok yersiniz.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Uzmanların yaptığı
araştırmaya göre hayat 40′ında başlar tezini çürütüyor. Bu yaşlarda
insan psikolojik olarak yaşlanmanın verdiği etkiyle depresyona
rahatlıkla girebiliyor. Ergenlik çağında ve 60 yaş üzerinde ise
depresyona girme riski oldukça düşüyor.


Uzmanlar bir çok ülkede milyonlarca insanı kapsayan bir inceleme
yaptı ve bunalıma insanların en çok kırkdört yaşlarında girdiği ortaya
çıktı. Geniş kapsamlı yapılan bu araştırma tüm dünyadaki insanların
kırklı yaşlarda depresyona girme olasılığının yüksek olduğunu gösterdi.


Kişinin kadın yada erkek olması, evli olması yada fakir olması
çocuklarının olup olmaması arasında fark yok her insan depresyona
girebilir orta yaşlarda. Ama neden insanların 40′lı yaşlarda bu kadar
depresyona açık olduğunun sebebi bulunamadı.


Uzmanlar bunun sebebinin hayata geçirilemeyen hayaller, yaşadığı
hayal kırıklıklarının olduğunu belirttiler. Yaşlılıkta zaten hayaller
hayata geçirilmediyse insan onu kabullenebiliyor ama orta yaşlarda
artık yolun sonuna gidiyoruz diyerekten insan bunalıma girebiliyor.


Yaşıtlarının öldüğünü gören orta yaşlı insanlar kendilerini
sorgulamaya onlarla karşılaştırmaya başlıyorlar. Geriya kalan yıllarda
neler yapacağını geçmişte boşa geçmiş hızla geçen zamanın gelecektedede
böyle olacağından korkuyorlar.


Uzmanlar deprosyana girme sürecinin bir anlık olmadığını uzun yıllar
insanın içinde biriktirdiği kaygıların, üzüntülerin bir anda su üstüne
çıktığını söylüyorlar.


İnsanlar depresyona girdikten 5,10 sene sonra bunalımdan
kurtulduklarını 70 yaşından sonra ise 18 yaşında bi genç kadar mutlu
olduklarını belirtiliyor.


Eğer ki 40′lı yaşlardaki bu dönemin normal olduğunu ve çoğu insanın
başına geldiğini kabullenirsek bu zorlu dönemi daha rahat atlatabiliriz.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<1 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

İnsanlığın en önemli
sorunlarından biriside unutkanlıktır. Özellikle insanlar 50 yaşını
geçince bu sorun ortaya baş salar. ilk olarak küçük unutmalar meydana
gelir ve bir müddet sonra gerçekden bir unutma sorunu ile karşıkarşıya
kalınır.


Yaşlı insanlarımızın çoğu kendilerinde bellek kaybı olduğunu sanarlar. Bunlar küçük tatlı olaylardır. Hayata anlam katan önemli olaylardandır.


İnsanların belleklerini güçlü tutmalarının bazı yolları vardır. Uyulması gereken bir çokda kural olduğunu unutmamak gerekir.


Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beynin püf noktalarını şu şekilde açıklıyor.


- Hipertansiyon ve kolestrol yüksekliğini durdurunuz ve bu konuda önlem alınız.


- Alkol kullanımını azaltın,veya hiç içmemeniz daha
doğrudur.Fazla alkol kullanımı beyindeki hüçrelere (dokulara) zarar
vermektedir.


- İyi rahat bir uyku uyukun rahat bir uyku süresi 8 saatden
oluşur. Rahat uyku belleğin geliştirilmesini,pekiştirilmesini sağlar.
Rahat uykular bellegin desteğidir,belleğe destek çıkar.


- Stresinizi iyi bir şekilde yöneltin. Aşırı stres beyin sağlığını olumsuz etkilemekde ve dikkati azaltmaktadır.


- Yeni bir şeyler öğrenmeye çalışın, bu tip olaylar beyninize eğzersiz olarak algılanır. Her daim yeni şeylere yönelin.


- Tembellik iyi değildir, zihinsel aktivitelerinizi güçlendirmeye çalışın

- Spora önem verin eğzersizler yapın haftanın 4 gunu en az koşabilirsiniz. Eğzersizlerden kaçınmayın


- Kullandığınız ilaçlarınızı gözden geçirmekde fayda
var,özellikle beyne etkisi olan ilaçları doktor ,hekim onayı olmadan
kesinlikle başkalarının sözüyle kullanmayın.

-

- Reçetesiz satılan ilaçlardan almayın,kullanmayın, bu ilaçlar beyin sağlığına negatif bir etki oluşturmaktadır.


- Her türlü vitaminlerden yararlanmaya çalışın özellikle E ve C
vitaminlerinden yararlanın. Yeteri kadar B vitamini özellikle B12
vitamini aldığınızdan emin olun.Dengesiz beslenmeninde ileride yaşlılık
problemlerine davetiye çıkaracağınıda kesinlikle unutmayın.


- Sosyal aktivide çalışmalarına dahada önem vermeniz sizin için
daha iyi olacaktır.sosyal ilişikileri sosyal bağları iyi olan
yaşlılarda bellek kaybı olmuyor denebilir.sosyal bağlar bir tarafdanda
beyin eğzersizi yaparak beyni geliştiriyor.geçmişde veya o anda
yaşanılmış ruhsal olayların ve streslerın azaltılmasında yardımcı
oluyor.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Hepimizin başına
gelmiştir, büyük fedakarlıklarla verdiğimiz kiloları geri alırız.
Hepimiz diyet yaparken şu hataya düşeriz birden yemekleri azaltırız ya
da yemek yemeyi tamamiyle bırakırız.


Herşey aldığınız kaloriye bağlıdır, eğer vücuda gerekli olan
kaloriden fazlasını alırsak bu kilo yapar. Bu yüzden hemen yemek yemeyi
azaltırız yada tamamiyle keseriz başlarda kilo veririz ama
metabolizmada durduğu için yağ yakımı durur ve kilo verememeye başlarız.


Bunu şöyle örneklendirebiliriz 80 kilosunuz ve yemekleri iyice
azaltınız ve iki haftada 10 kilo verdiniz 70 kilo oldunuz. 25. güne
geldiğinizde 69 kilosunuz ve kilo verimi tamamiyle durdu. Bu süre
zarfında çok az yemek yediğiniz için birden yemeklere saldırıyorsunuz
ve tüm yediklerinizi yağ olarak depoluyor vücut. Sonuç 80 kilo ile
başladığınız diyet sayesinde şimdi 90 kilosunuz.

Etiketler: , , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Acil kontrasepsion
(postkoital) cinsel ilişkiden sonra oluşması istenmeyen hamileliğin
önlenmesidir.Acil kontrasepsion (doğum kontrol) kulanım uygulamaları
1960′larda ilk kez yüsek doz östrojen, 1970′lerde östrojen ile
progesteron ve 1976′larda postkoital (Rahim İçi Araç)RIA ilk kez
kullanılmıştır.İnsanlar doğum kontrol konusunda bilinçli olmalarina
rağmen cinsel ilişki sırasında kondom yırtılmaları korunmayı unutma
gibi nedenlerle istenmeyen bir gebelik durumu ile karşı karşıya
kalabilirler.Bunun yanısıra cinsel saldırıya (tecavüz) ugramış
kadınların istenmeyen bir gebeliği önlemek istemeleri tartışmasız
olarak her kadının hakkıdır.


Acil Kontrasepsion Gebelikte ve Düşük Yaptırıcı Olarak Kullanılırmı?

Acil Kontrasepsion korunmasısız ilişkiden sonra istenmeyen
gebeliklerin,dölenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden önce
mudahale edilerek önlenmesidir ve gebelik oluştuktan sonra etkili
değildir.Dölenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden sonra
kullanılamaz ve düşük yaptırma etkisi yoktur.


Acil Kontrasepsion Hangi Durumlarda kullanılır?


Acil Kontrasepsion korunmasız cinsel ilşki sonrasında,kondom
yırtılması ve kondomun hatalı kullanımında,kombine haplarda birinin
alınması unutuldugunda ve cinsel bir saldırı (tecavüze uğramak) gibi
istenmeyen olaylar sonrasında kullanılır.


Ne zaman Kullanılmalıdır?

Acil Kontrasepsion dölenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden
önce mudahale edilerek gebeliğin önlenmesidir ve korunmasız ilişki veya
korunmak için kullanılan yöntemlerde hata yapıldıktan sonraki yetmişiki
saat içinde kullanılmalıdır.Acil Kontrasepsion cinsel yolla bulaşan
hastalıklarda asla bir koruyucu degildir.Böyle bir durumda kesinlikle
bir sağlık merkeziden danışmanlık alınmalıdır.Acil Kontrasepsion
mudahalelerinden sonra adet kanamasının normalden farklı olduğu
durumlarda;

1-Adet kanaması herzamankinden daha ağrılı olursa

2-Dört hafta içinde adet olunmamışsa

3-Adet kanaması herzamankinden az olmuşsa gebelik riski vardır mutlaka bir saglık kuruluşuna gidilmelidir.


Acil Kontrasepsion Uygulamaları


Yüksek doz östrojen:Tablet şeklindedir.Yüsek doz
östrojen kullaniminda raporlanmiş başarı oranı %99 olmakla birlikte
mutlaka yetmişiki saat içerisinde kullanılmaya başlanmalıdır.


Progestrin hapları:Adet kanamasının normalin dişinda belirtiler gösterdiğinde ve adat döneminin geciktiği durmlarda kullanılan bir yöntemdir.


Ertesi gün hapı:Dölenmiş yumurtanın uterus duvarına
yerleşmesini önleyen bir yöntemdir.Doğru kullanıldığında raporlanmış
başarı oranı %98′dir.Korunmasız ilşkiden yetmişiki saat içinde
kullanılmaya başlanmalıdır.Ertesi gün hapları otuz miligram östrojen
içerir va sağlık ocaklarında ücretsiz olarak dağıtılmaktadır.Hap
alındıkatan sonraki bir saat içinde bir kusma olursa dozun tekrar
uygulanması tavsiye edilmektedir.

Etiketler: , , , , , , ,


| <<

<
< <

<2 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Funda Yaprağının Faydaları:

Son dönemlerde zayıflama çayları arasında funda yaprağı çayı
oldukça revaçta. Funda yaprağı Nasıl hazırlanıyor? Kaynatılmış suda 3 dakika
kaynatılıp, 15-20 dakika demlendiriliyor. Nasıl zayıflatıyor? Yağları eritiyor,
söktürücü ve terletici özellikleri var.

Etki ve Kullanışı:
Şişmanlık rahatsızlıklarında kullanılan funda suyu çok etkili bir
zayıflatıcıdır. Ayrıca iltihabı kurutmada, romatizmal hastalılarda, kolesterol
düşürücü ve ağrı kesici olarak da kullanılmaktadır. Funda suyu, iyi bir böbrek
çalıştırıcı olduğundan idrar yolları dezenfektanı olarak kullanılır, idrar
söktürücü ve kabızlığı giderici etkilere sahiptir. Altına ıslatan çocuklarda
faydalıdır.

Kullanma Talimatı: 1/4'ü Funda Suyu ile
doldurulmuş çay bardağını su ile tamamlayıp içiniz.Günde üç çay bardağı
içilir.

Etiketler: ,


| <<

<
< <

<1 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Kilo Ne zaman ve Nasıl Alınır ?


Vücudumuz aldığımız besinlerden enerji elde etmek için onları sindirir. Biz
bu enerjiyi günlük hayatımızda kullanırız. Fakat aldığımız enerjinin artan
kısımları yağ olarak vücud da depolanmaya başlar. Böylece kilo alırız.


Kilo Almamak Ve Kilo Vermek için Neler yapılmalı ?


Kilo Vermek veya Kilo almamak için öncelikle bu enerjiyi dengeli hale
getirmeniz gerekir. Yani ya dengeli yiyerek az enerji alır
enerji dengesini sağlarsınız ya da spor ve egzersiz yaparak yağ depolarını
eritir ve Enerjinizi böylece dengelemiş olursunuz.


Kilo Verme hakkında yalnış bilinenler Nelerdir ?


Malesef birçok kişi bu yalnışı yapar; hiçbirşey yemeden kilo vermeye çalışır.
Bu etkili fakat geçici ve Sağlığa son derece zararlı bir uygulamadır. Hiçbir şey
yemeden zayıflamaya çalışırsanız birkaç haftadan belki birçok kilodan
kurtulursunuz ama bu eritilen ya Kas kütleniz ve
vücut suyu Olacaktır yani yağ deponuz aynen
duracaktır. Bu kaybettiğiniz kilolar uğraştınız süre zarfından daha kısa bir
sürede tekrar alınır.


Nasıl Bir diyet Uygulanmalı ?


Bunun cevabı tamamen kişiye özel bir diyet ve egzersiz programıdır. Yani
yaşınız, boyunuz, kilonuz ve günlük hareket durmunuz bunda önemli rol oynar.
Bunun için özel bir uzmanı veya doktoru bulmanızı tavsiye ederim. Özellikle spor
salonlarında isteğinize göre bir diyet ve egzersiz programı mutlaka bulunabilir.
Egzersiz yaparken yağ depolarınız erirken kas
kütleniz
artırılabilir. Bu yüzden kendinize işkence çektirerek değil
istikrarlı ve kararlı bir şekilde spor yaparak ve dengeli bir beslenme ile kilo
vermeniz sizin için en sağlıklısı olacaktır. Bu hem kalıcı hemde sağlıklı
yöntemdir.

Etiketler: , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <



ASTİGMAT TESTİ

1. Astigmatizma
testi her iki göze ayrı ayrı uygulanmalıdır.

2. Yanda gördüğünüz şekillerden yatay
ve
dikey olanlar, düz çizgilerden oluşmaktadır. Dört grup da aynı
netliktedir.
Yatay ve dikey dışındaki çizgiler dalgalıdır. Netliği aynıdır.

Test sırasında bu çizgilerden
herhangi birinin diğerlerinden
parlaklık farkı, o gözde astigmatizma görme
kusuru olduğunu
gösterir.

Etiketler: , , ,


| <<

<
< <

<2 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Ameliyat nasıl
yapılır, tedavi kalıcı mıdır gibi
konular hala insanları düşündüren sorular arasında…


Göz kusurlarının tedavisinde,
ağrısız, kısa sürede gözlük ve lensten kurtulmanın yolu olan lazer teknolojisi
her geçen gün gelişiyor. Öyle ki 16 yıl önce tanıştığımız lazer cerrahisi sayesinde dünyada milyonlarca
insan gözlüklerinden kurtuldu. Ancak
tıp dünyasında yerini alan kolay ve bir o kadar da ciddi bir operasyon olan
lazer cerrahisi ilgili hastalardan gelen sorular
yıllardır hiç değişmedi.


Lazer operasyonu Miyop-hipermetrop-astigmat gibi kırma kusurları olan birçok
hastaya uzun yıllardır büyük rahatlıklar getiriyor. 1990’lı yıllardan beri
alınan başarılı sonuçlar ile Avrupa’nın lazer cerrahi merkezi haline gelen
Türkiye’de, her geçen gün gelişen lazer
teknikleri göz hastalıklarının tedavisinde yoğun
olarak kullanılıyor. Göz kusuru olan birçok kişi, sosyal hayatların kısıtlayacak
gözlük ve kontakt lens kullanımından kurtulmak
için bu yöntemi tercih ediyor.


Şimdiye kadar 50 binden fazla göze lazer
ameliyatı uygulayan Acıbadem Göz Hastanesi
Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener lazer ameliyatlarının yaygın ve
benimsenmiş bir tedavi olmasına rağmen hala kafalarda sorular oluşturduğunu
vurguluyor. Lasik, lasek, Femtosecond lazer(keratom denilen bıçak sistemi
kullanılmadan) gibi birçok çeşidi olan lazer tekniklerinin yıllar içinde oldukça
basit ve kolay operasyonlar gibi gösterilmesine rağmen son derece ciddi
ameliyatlar olduğunu da belirten Şener, “Bu yaygın tedavi yönteminin
gerektirdikleri, sonuçları ve uygulanma yöntemi birçok kişi tarafından
biliniyor. Ancak bazı hastalar bu operasyonlardan hala tedirgin oluyor. Bence de
birçok merkez tarafından basit bir teknik olarak gösterilmesine rağmen lazer bir
ameliyattır. Ve o yüzden hastaların bu tekniği uygulamadan önce kafalarındaki
her türlü sorunun cevaplarını almaları gerekir. Yıllardır yurt dışında da lazer ameliyatları yapıyorum ve oradaki hastalar
ameliyata girmeden bütün detayı ile her şeyi biliyor. Oysa Türkiye’de 16 yıldır
bu teknik uygulanmasına rağmen ameliyat olan hastalar dahi soruların birçoğunun
cevabını bilmiyor. Önemli olan bu operasyona karar vermiş olan kişilerin bu
soruları cevaplarını da bilerek bize başvurmaları” şeklinde konuştu.


16 YILDIR DEĞİŞMEYEN SORULAR
Göze lazer
operasyonu ile ilgili en sık karşılaştıkları soruların operasyonun süresi,
uygulama şekli ve kalıcı olup olmadığı gibi konular olduğunu belirten Şener,
ileri teknoloji ile ameliyat olunmasına rağmen yine de tıp bilimi olarak gözün iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak,
konuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı;


Lazer ameliyatı nasıl yapılır?
Operasyon öncesi lokal veya genel anestezi
verilmez, gözler iğne ile değil damla ile uyuşturulur. İki göz için operasyon
süre uygulanan yönteme göre 5 ile 10 dakika arasında değişir. Operasyon boyunca
hasta ağrı, acı duymaz ancak gözüne dokunulduğunu
hisseder. Operasyon sonrası hasta taburcu edilir. Hastanede yatması
gerekmez.


Kimler lazer tedavisi olabilir?
18 yaşından tercihen 21 yaşından
büyük, gözlerinde miyop, hipermetrop ve astigmat
gibi kırma kusuru olan ancak yapılacak muayene ve tetkikler sonucu doktorun
uygun gördüğü kişiler bu tedaviyi olabilir.


Kimlere lazer uygulanmıyor?
Lazer tekniği uygulanması düşünülen kişinin korneası
inceyse, gözyaşı aşırı kuruysa, gözün arka
tarafında diyabete ya da başka bir nedene ait kontrol edilemez bir retina
problemi varsa, kontrol edilemeyen bir romatizmal hastalık, diyabet gibi bir
takım hormonal hastalıklar söz konusuysa ya da hasta hamilelik döneminde ise
lazer tekniği uygulanmaz.


Operasyon sonrası neler yapılabilir?
24 saat sonra işinizin başına
dönebilir, kontrol sonrası herhangi bir komplikasyon yoksa duş alabilirsiniz.
Ertesi gün yapılacak kontrolden sonra araba kullanabilir, makyaj yapabilirsiniz.
1 hafta sonra yüzebilir ve 3 hafta sonra da dalabilirsiniz.


Lazer de başarı şansı nedir?
Gözlüğü ve kontakt lensi atma olarak adlandırılan lazer
ameliyatlarında sınırlar değişiyor. Teorik olarak sınırlar 13-14 dereceye kadar
miyoplar. 6-7-8 dereceye kadar da hipermetrop ve astigmatlar. Ama pratikte böyle
uygulamıyoruz. 8-9 derecenin üzerinde miyoplara, 5-6 derecenin üzerindeki
hipermetroplara pek lazer tavsiye etmiyorum.


Geri dönüşüm var mı? Birkaç yıl sonra göz eski
numarasına döner mi?
Eski dereceye gelmez ama ilk 3 ayın sonunda 1 yıla kadar
olan süre içinde numaranın yüzde 10’u ile yüzde 30’u geri kazanılabilir tekrar.
Bunun tabi ki sebepleri arasında yüksek numarayı yapmak, uygun olmayan göze
yapmak gibi etkenler var. Ama çok doğru seçilmiş bir gözde beklenilenin dışında bir geri geliş çok nadir
rastlanan bir durumdur.


Operasyon ne kadar sürüyor ve ameliyat sonrası ağrı oluyor mu?
Hastanın
odaya girip çıkması 9-10 dakika kadar sürüyor. Ameliyat sonrası 2-3 saat süren
hafif batma ve sulanma şikâyeti olabilir. Hasta gözünü 2-3 saat kapatıp istirahat ederse bu sürenin
sonunda artık rahatsızlık duymaz.


LAZER GERÇEKLERİ
* Kontakt lens
kullanıcıları muayeneye gelmeden önce, yumuşak kontakt lens ise en az 2-7 gün,
sert ve yarı sert kontakt lens ise en az 2-3 hafta önceden lens kullanmayı
bırakmalıdır.
* Lazer tedavisi olmak, gözde
ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir hastalığın örneğin katarakt tedavisine engel teşkil etmez.
* Gözde kayma
problemi varsa, kontakt lens veya gözlük
takıldıktan sonra tedavi ile kayma da düzelebilir.
* Lazer tedavisi göz tembelliğini tedavi etmez.

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Acil kontrasepsion (postkoital) cinsel ilişkiden sonra oluşması istenmeyen
hamileliğin önlenmesidir.Acil kontrasepsion (doğum kontrol) kulanım uygulamaları
1960′larda ilk kez yüsek doz östrojen, 1970′lerde östrojen ile progesteron ve
1976′larda postkoital (Rahim İçi Araç)RIA ilk kez kullanılmıştır.İnsanlar doğum
kontrol konusunda bilinçli olmalarina rağmen cinsel ilişki sırasında kondom
yırtılmaları korunmayı unutma gibi nedenlerle istenmeyen bir gebelik durumu ile
karşı karşıya kalabilirler.Bunun yanısıra cinsel saldırıya (tecavüz) ugramış
kadınların istenmeyen bir gebeliği önlemek istemeleri tartışmasız olarak her
kadının hakkıdır.


Acil Kontrasepsion Gebelikte ve Düşük Yaptırıcı Olarak
Kullanılırmı?

Acil Kontrasepsion korunmasısız ilişkiden sonra
istenmeyen gebeliklerin,dölenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden önce
mudahale edilerek önlenmesidir ve gebelik oluştuktan sonra etkili
değildir.Dölenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden sonra kullanılamaz
ve düşük yaptırma etkisi yoktur.


Acil Kontrasepsion Hangi Durumlarda kullanılır?


Acil Kontrasepsion korunmasız cinsel ilşki sonrasında,kondom yırtılması ve
kondomun hatalı kullanımında,kombine haplarda birinin alınması unutuldugunda ve
cinsel bir saldırı (tecavüze uğramak) gibi istenmeyen olaylar sonrasında
kullanılır.


Ne zaman Kullanılmalıdır?
Acil Kontrasepsion dölenmiş
yumurtanın uterus duvarına yerleşmesinden önce mudahale edilerek gebeliğin
önlenmesidir ve korunmasız ilişki veya korunmak için kullanılan yöntemlerde hata
yapıldıktan sonraki yetmişiki saat içinde kullanılmalıdır.Acil Kontrasepsion
cinsel yolla bulaşan hastalıklarda asla bir koruyucu degildir.Böyle bir durumda
kesinlikle bir sağlık merkeziden danışmanlık alınmalıdır.Acil Kontrasepsion
mudahalelerinden sonra adet kanamasının normalden farklı olduğu
durumlarda;
1-Adet kanaması herzamankinden daha ağrılı olursa

2-Dört hafta içinde adet olunmamışsa
3-Adet kanaması herzamankinden az
olmuşsa gebelik riski vardır mutlaka bir saglık kuruluşuna gidilmelidir.


Acil Kontrasepsion Uygulamaları


Yüksek doz östrojen:Tablet şeklindedir.Yüsek doz östrojen
kullaniminda raporlanmiş başarı oranı %99 olmakla birlikte mutlaka yetmişiki
saat içerisinde kullanılmaya başlanmalıdır.


Progestrin hapları:Adet kanamasının normalin dişinda
belirtiler gösterdiğinde ve adat döneminin geciktiği durmlarda kullanılan bir
yöntemdir.


Ertesi gün hapı:Dölenmiş yumurtanın uterus duvarına
yerleşmesini önleyen bir yöntemdir.Doğru kullanıldığında raporlanmış başarı
oranı %98′dir.Korunmasız ilşkiden yetmişiki saat içinde kullanılmaya
başlanmalıdır.Ertesi gün hapları otuz miligram östrojen içerir va sağlık
ocaklarında ücretsiz olarak dağıtılmaktadır.Hap alındıkatan sonraki bir saat
içinde bir kusma olursa dozun tekrar uygulanması tavsiye edilmektedir.

Etiketler: , , , , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Sağlıklı Dengeli ve Canınızın istediğini Yiyerek Bir haftada üç Kilo
Vermenin Yolları


Fazla kilolarnı vermek için insan sağlığını tehlikeye atan diyetler
uygulayan insanlara hepimiz rastlamışızdır. Yaz sıcaklarının başlamasıyla
birlikte havuz kenarlarında,denizde vucut hatları açısından güzel gözükmek amacı
ile kadınlar ve erkekler yemek yemeden hızlı zayıflamak gibi sağlık açısından
tehlikeli olan yöntemlere başvuruyorlar. Yemek yemeden vucudu gereksinim duyduğu
besinlerden mahrum ederek hızlı zayıflama dengesiz ve sağlıksız bir zayıflamaya
örnektir. Bu yöntem ile zayıflayan kişilerin en büyük
şikayetide verdikleri kiloları yemek yemeye başladıktan sonra tekrar aldıkları
şeklindedir. Sagliksiz ve dengesiz beslenerek yapılan diyetlerin sonucunda
verilen kiloların daha kısa bir zamanda geri alınması kaçınılmaz bir sondur.


İnsan vucudu kişinin gün içindeki hareketliliği ve yaptığı işe bağlı
olarak belirli bir kalori ye ihtiyaç duyar. Saglikli ve dengeli bir şekilde
kilo verebilmeniz için vucudun ihtiyaç duyduğu kalori miktarının altına
düşmemeniz sağlığınız açısından çok önemli. Sağlıklı ve güzel bir yaşam için
mutlaka beslenmenize dikkat etmeniz gerektiğini herkes bilmektedir. İnsan
vucudunun genel olarak gün içinde ihtiyaç duyduğu kalori miktarları;


Sabah: 310-360 Kalori


Öğle: 355-405 kalori


Akşam: 310-400 kalori


İnsan vucudunun genel olarak gün içinde ihtiyaç duyduğu kalori
miktarlarını bildiğinize göre artık kendi kendinize uygun olan ve canınızın
istediği yemekleri yiyerek bir haftada kolayca üç kilo verbilmek için kendinize
ait bir diyet programı çıkarabilirsiniz. İnetrnetten
canınızın istediği yemeklerin kalori miktarlarını araştırıp bulmanız çok kolay.
Aşşağıda da sağlıklı ve dengeli beslenerek zayıflamak için size örnek bir
program hazırladık.


Sabah İçin;


örnek 1: Bir dilim kepek ekmek ile elli gram peynir,bir
domates ve taze sıkılmış meyve suyu


örnek 2: Kepek ekmek kulanılarak yapılmış peynirli tost,bir
domates,bir yumurta kullanılarak yapılmış omlet,taze sıkılmış meyve suyu.


Örnek 3:Bir dilim kepek ekmek ile canınızın istediği bir
reçell veya bal, elli gram salam birer adet domates ve salatalık.


örnek 4: Bir porsiyon canınızın istediği meyvelerden
hazırlanmış meyve salatası.


Öğle İçin;


örnek 1: Bir porsiyon ızgara sebze.


örnek 2: iki dilim bol sebzeli pizza


örnek 3: Bir porsiyon çorba, bir dilim ekmek ve otuz gram
yağsız peynir


örnek 4: Bir tane haşlanmış patates, bir porsiyon haşlanmış
sebze.


örnek 5: Salatalıklı, peynirli,domatesli,biberli Sandviç


Akşam İçin;


örnek 1: Kepek ekmeği ile yapılmış peynirli tost yanında bir
tane sivri biber, bir tane domates


örnek 2: Bir porsiyon türlü


örnek 3: Bir porsiyon Makarna


örnek 4: İki tane en çok sevdiğiniz zeytin yağlı etli dolma,
iki tane haşlanmış patates


Öğün Aralarında En Çok 2 Adet Yemek Kaydı ile;



  • Bir kayısı
  • Bir elma
  • Bir portakal ya da greyfurt
  • Bir avuç üzüm
  • Bir şeftali.
  • iki veya üç havuç.
  • 200 gram yoğurt
  • İki bisküvi.
  • Bir muz
  • Bir armut
  • 200 gr meyveli yoğurt
  • Bir çokoprens.
  • 5 parça çikolata

Etiketler: , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığı Nedir?


Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığına kenelerin taşıdığı Nairovirüs isimli
mikrop neden olmaktadır. Kenelerin insanları ıssırmasısonucunda bu mikrop
insanalara bulaşmaktadır. Kırm kongo kanamalı ateşine neden olan bu mikrop
insanlara bulaştığında vucudun bazı bölgelerinde kanama, iç kanama ve yüksek
ateş şeklinde seyreden bu hastalık tıp alnındaki
teknolojik gelişmelere rağmen ölüm oranı en yüksek olan hastalıklardan
biridir.


Keneler ergin yaslarına gelmeden küçük hayvanlardan sincap,Kirpi,kümes
hayvanları, tavşan gibi hayvanlardan kan emerek beslenir. Bu küçük hayvanlardan
kan emerek beslenen ergin olmayan kene Nairovirüs mikrobunu bu
hayvanlardan alır. Kenenin erginleşmesi ile birlikte bu virüsü daha
büyük hayvanlara ve ıssırması sonucu insanlarada bulaştırmaktadır.


Keneler Nerelerde Bulunur?


Keneler oval bir görünüme, altı ile sekiz arasaında değişen bacak sayısına
sahip uçamayan bir hayvandır. Keneler kırsal alanlarda, otların arasında,
agaçlıklı alanlarda ağaçların diplerinde bulunmaktadır. Kene ıssırması sonucu
kırım kongo kanamalı ateşi hastalığına en sık yakalanan insanların bazı meslek
gruplarında öne çıkmaktadır. Raporlara göre Kırım kongo kanamalı ateşine
yakalanma riski yüksek olan meslek ve insanlar;



  • Sağlık personelleri
  • Veterinerler
  • Hayvancılık ile uğraşanlar
  • Evcil hayvan besleyenler
  • Kamp ve piknik yapan insanlar
  • Tarımla uğraşanlar
  • Kasaplar
  • Mezbaha’da çalışanlar

Nasıl Teşhis Edilir?


Kırım kongo kanamalı ateşi hastalığı belirtileri diğer hastalıklarında bir
belirtisi olabileceği için kesinlikle kan testi yapılmalıdır. Isısrılma
sonucunda kan testinin olumlu sonucu verebilmesi için olaydan 6 gün geçmelidir.
Çünkü yapılacak olan kan testinde bu virüse karşı vucudun ürettiği antikorlar
aranmaktadır. Vucudun bu virüse karşı antikor üretmesi 6 günü bulmaktadır.


Kene Isırdığında ilk Olarak Neler Yapılmalı?


Her hangibi bir şekilde size kene ıssırdığında kesinlikle keneyi çıkarmaya
veya ezmeye çalışmayın. Yapılan araştırmalara göre kene bu virüsü kan emerken
değil rahatsız edildiği anda vucuda enjekte etmektedir. Kenenin kan kesesini
kesinlikle sıkmayın ve patlatmayın. Kenenin cildinize en yakın olan ağız
kısmından bir cımbız yardımı ile seri bir şekilde tutun ve yapışmış olduğu
yerden keneyi çıkarın. Eğer yanınızda cımbız veya benzeri bir araç yoksa mutlaka
en yakın bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz.


Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı Belirtileri;



  • Burun kanamaları
  • İdrarda ve dişkida kan görülmesi
  • Baş ağrısı
  • Kol ve bacaklarda morlukların oluşması
  • Yüz ve göğüste kırmızı lekeler oluşması
  • Karciğer ve akciğer yetmezliği
  • Gözlerde kızarıklık
  • Halsizlik
  • Yüksek Ateş

Etiketler: , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Bazı insanlar neden horlar?


Horlama, üst hava yollarının kısmen tıkanması sonucu çıkan sestir. Alt hava
yolları (Larinks, trakea, bronşlar) kıkırdak doku ile çevrelendiklerinden daima
açık kalır, nefes alıp verme ile kapanmaz. Halbuki üst hava yollarında (burundan
başlayıp, ağızdan larinkse kadar olan kısım) kıkırdak dokusu yoktur. Üst hava
yollarının açık kalmasını sağlayan güç, ağız ve boğazdaki kasların kasılmasıdır.


Yalnız nefes alırken oluşan negatif basınç ile bu açıklık kapanmaya
meyillidir.


Uyku sırasında hem yatış pozisyonundan hem de kasların uyanıkkenki hale göre
daha gevşek olasından dolayı üst havayolları kısmen tıkanabilir. Nefes alırken
hava kısmen tıkanmış hava yolları titreşir, horlama sırasındaki sese sebep olur.
Horlama, havanın kısmen tıkalı hava yollarından geçerken oluştuğu sestir.


Horlamak tehlikeli midir?


Horlama sırasında çevreye verilen rahatsızlığı saymazsak, horlamak tehlikeli
midir, sağlığa zararlı mıdır? Bununla ilgili yapılan araştırmalar net bir sonuca
varabilmiş değil. Yalnız basit horlamanın çok önemli olmadığını söyleyebilirz.
Eğer horlama, kan oksijen seviyesinin düşmesine sebep olacak kadar ileri
boyutlara varırsa, ki buna uyku apnesi deniyor, o zaman farklı rahatsızlıklara
yol açan tehlikeli boyutlara ulaşabilir.


Uyku apnesi nedir?


Uyku apnesi, uyku sırasında oluşan solunum duraklamalarıdır. Yalnız bu
hastalıkta sadece solunum durması değil, azalması (hipopne) de neden olabilir.
Uyku apnesi iki nedenle olabilir; santral ve obstrüktif.


Santral(merkezi) nedenlle oluştuğunda solunum çabası yoktur.Yani beyin
solunum kaslarını uyarmaz. Bu durum daha çok ilaç zehirlenmelerinde ve beyin
hasarlarında olur ve uyku apnesinde tek başına bir neden olması çok nadirdir.


Obstrüktif (engelleyici) apnede ise soluk alma sırasında üst hava yollarında
olan fiziksel bir engel vardır. Uyku apnesinin daha sık bir nedenidir. Bu
durumda beyin vücuda nefes alması için emir verir, diyafram ve diğer solunum
kasları bu emre cevap verir ama üst solunum yollarında bunu engelleyen bir
bariyer vardır. Ağzın içinde sadece dil yoktur. Küçük dil, yumuşak damağın
merkezinden aşağı doğru sarkan bir et parçası (uvula) vardır.


Bütün bu organların yerinde ve doğru olarak çalışmasını sağlayan, dilin ve
küçük dilin tabanına yerleşmiş olan yumuşak damağın kasları gevşer ve sarkarak
hava yolunu tıkar.


Bu durum, nefes almayı zorlaştırır ve solunumun gürültülü hale gelmesine
sebep olur.


Solunum periyodik olarak durduğu zaman, bu hali dışarıdan dinleyen birisi
horlamanın belirli aralıklarla kesildiğini duyar. Bu sırada kan oksijen seviyesi
düşer, karbondioksit seviyesi artar. Kandaki bu değişimler beyindeki merkezleri
uyararak uyanmayıı sağlar.


Uyku kesilince kişinin boyun kasları uyanıkken olduğu gibi normal kasılma
gösterir. Hava yolu açılır ve hasta tekrar uykuya geçer.


Bütün bunlar çok kısa sürelerde yaşanır. Öyle ki, bu uyanmaları hasta
sabahleyin hatırlamaz bile...


Bu nefes kesilme süresi bazen on saniye bazen de bir-iki dakika kadar
olabilir. Bu soluksuz duraklamalar gece boyunda tekrarlanır. Sabaha dek elli yüz
kez tekrar edenler bile vardır.


Uyku apnesini hazırlayıcı faktörler


Bu rahatsızlık özellikle metropollerde çok yaygınlaşmıştır. Bu rahatsızlıkta
kişinin fizyolojik yapısının önemi olmakla birlikte, vücuttaki bağışıklık
sisteminin bozulması, mide ilaçları, sinir ilaçları, ağrı kesiciler,
antibiyotikler, anksiyeteler yani iç daralması iç burulması, kimyasal maddeler,
hazır gıdalarda bulunan koruyucu maddeler vs de uyku apnesini hazırlayıcı
faktörlerdir.


Örneğin fazla kilolu olanlarda olduğu söylenir. Oysa aynı şekilde köylerde ve
kırsal alanlarda fazla kilolu olanlarda aynı rahatsızlığa rastlanmaz. Çünkü
beslenme tabiidir, çevre kirliliği yoktur.


Çevre kirliliği, hava kirliliği deyip geçmemek lazım. Bütün bunlar burunda
mukoza kalınlaşması meydana getiriyor. Farkında olmadan bir zaman sonra daralma
oluyor. Hava akımı devamlı dengeli gelmediği için mekanik bir durum meydana
geliyor. Kemikler eğriliyor. Yani oradaki fizyolojik mekanizma etkileniyor.


Vücuttaki diğer fiziki rahatsızlıklar vücudun dengesini bozmakta, beyne
oksijen akışını aksatmaktadır.


Bu deveran normal olmadığı zaman, vücut hücresinin mesaj alış verişi normalde
saniyede otuzbine yakın iken yirmi bine belki on bine düşüyor. O zaman ilgili
yerlere gerektiğinde yeteri kadar mesaj iletilemiyor.


Bu aksama solunum sisteminde gerçekleşiyorsa, adına solunum sisteminde
rahatsızlık diyoruz, başka bölgede etki ederse o bölgede rahatsızlık diyoruz.


İdeal solunum ve solunumu engelleyici faktörler


Burundan nefes almak, solunum için çok önemlidir. Hava burundan geçerken
vücut ısısına göre ısınır, süzülür, toksik maddelerden arınır. Gerektiği kadar
nemli olur.


Uyku apnesi rahatsızlığı olan birçok hastanın burnu tıkalı olduğu için
ağızdan nefes alırlar.


O zaman ağızda kuruma başlar. Bu olaya vücut tepki gösterir ve küçük dil ve
bademcikler daha da fazla büyür. Tabii burada dilin yapısı da önemli.


Dilin anatomik durumu pozisyonu, öne arkaya durumu çok önemlidir.


Toksik maddeler solunum kaslarının belirli şekilde belirli esneklikte
kasılmasını engeller. Hava soluk borusundan rahatça geçemez. Bu yavaşlama bütün
sistemi etkileyecek kadar önemlidir.


Solunumda yavaşlama veya duraksama olduğu zaman, beyne gerektiği kadar
oksijen gitmez. Bu ise beyinde tahribat riskini oluşturur.


Yine alerjik ya da gizli alerjik bünyelerde reaksiyon sebebiyle küçük dil on
santim kadar uzayabilir. Hatta öyle ki, nefes yolunu tamamıyla kapatabilir


Uyku apnesinin belirtileri nelerdir?



  • Gürültülü horlama

  • Apne nöbetleri sırasında horlamanın duraklaması, geçici sessizlik
    dönemkleri

  • Uykuda aşırı terleme

  • Sabah dinlenmeden kalkma, gün içinde yorgunluk hali, uyuklama

  • Sabah baş ağrıları, ağız kuruluğu

  • Kişilik değişiklikleri, konsantrasyon eksikliği

  • Cinsel isteksizlik, yetersizlik


Uyku apnesi çocuklarda da görülebilir. Horlama, horlamayı takiben derin iç
çekmler görülebilir. Genelde boyun gergin, baş yukarı doğru yatar ve ağız açık
kalır. Gece kabuslar görebilir. Daha önceden tuvalet eğitimini almış bir çocuk
altını ıslatmaya başlayabilir. Sabah zor uyanır, ve gün içinde uykulu olur.
İlginç olarak bazı çocuklarda ise uyku apnesi hiperaktiviteye ve davranış
değişikliklerine neden olabilir. Uyku apnesi olan çocuklar gün içinde genelde
ağızdan solur.


Uyku apnesinin nedenleri nelerdir?


Uyku dinlenme anıdır. Nasıl hareket etmezken çalışan otomobil rölanti
halindeyse, insan vücudu da uykuda tıpkı bu halde olduğu gibi rölantiye geçer.
Uykuda iken, solunumda kullanılan kaslarımız da dahil, vücuttaki bütün kaslar
uyanık haldekinden daha fazla gevşer. Bu gevşeme kimilerinde çok daha fazla
olur. Öyle ki solunum tehlikeye girer. Soluk borusu kapanmaya yüz tutar.


Bir kısım insanda ise kaslar, uykuda normal bir dereceye kadar gevşer, fakat
boyun pasajı normalden daha dar olduğu için uykuda kapanma yine gerçekleşir.Bazı
vakalarda da problem beynin uyku da solunumu kontrol eden kısmındadır. Beyin,
solunumu kontrol eden kaslara gerekli emirleri göndermeyi unutuyor gibi gözükür.


Bu durum niye böyle oluyor denildiğinde, somut belirtileri temel alan
geleneksel tıp, kesin bir belirtisi yoktur der. Ancak bu durumu etkileyen birçok
faktör vardır. Kişinin çocukluğundan itibaren yaşadığı her hal bünyenin
geleceğini etkilemektedir.


Örneğin,



  • Bünyede olan gizli alerji,

  • Karaciğerdeki enzim salgılanma bozukluğu,

  • Kulaklardaki arızalar,

  • Kalın bağırsağın durumu, kabızlık, şişkinlik, gaz gibi şikayetler,

  • Burun kemiklerinde deviasyon yani eğrilik,

  • Burunda polip olması,

  • Fazla kilolu olmak,

  • Küçük dilin normalden uzun olması, çenenin dar ve küçük olması

  • Solunum yollarında yaşanan birtakım problemler,

  • Aşırı stres, ve yorgunluk

  • Sigara, alkol, anti-depresan türü sakinleştirici ilaç kullanımı,

  • Ses tellerinde farklı sebeplerden dolayı oluşan ödem,

  • Toksik maddeler,

  • Çevre kirliliği, egzos dumanları vs.

  • Boyun rahatsızlıkları sebebiyle beyne giden oksijen azlığı, gibi bir çok
    faktör daha vardır.


Bir hatırlatma


Uyku apnesi şikayeti olanlara bazen, derinlemesine bir araştırma yapmadan
deniliyor ki:

-Burunda deviasyon, yani kemik eğriliği var

-Burunda polip var

-Genizde et var

-Küçük dilin uzamışlığı var


-Ne yapacağız?

-Minik bir operasyonla (ameliyatla) hiçbir şey kalmayacak.


Hasta bu öneriyi kabul ediyor ve operasyon gerçekleşiyor. Sonuç?


Belirgin anatomik sebeplerden dolayı uyku apnesi sorunu olanlar büyük oranda
rahatlıyor. Ama bazı hastalarda daha karışık bir tablo oluyor ve ameliyatla
hiçbir şey değişmiyor. Yahut bir müddet rahatlama olsa da, çok geçmeden aynı
rahatsızlık tekrar ortaya çıkıyor?


Eğer minik ameliyatlarla bu konuda gerçekten % 100 başarı elde edilebilseydi,
sağlıkta gelişmiş Amerika gibi İngiltere gibi birçok ülkede, bu tür sorunlar
tamamen ortadan kalkmış olurdu.


Oysa dünyanın her yerinde uyku apnesi henüz kesin çözümü olmayan
rahatsızlıklar arasındadır.


Neden?


Çünkü anatomik yapısal bozukluk haricinde bu tür vakalar bazen sonuçtur.
Sebebini ortadan kaldırmadan sonuca nasıl çözüm bulunabilir ki?


Kişiden kişiye fark vardır...


Klinik tecrübelerimizde yüzlerce vakada şunu gördük;


Kişinin burnunda et olabilir, kemik eğriliği yani deviasyon olabilir, küçük
dil daha uzun olabilir. Ama kişinin diğer organları iyi olabilir. Sağlığı
yerinde olabilir. Örneğin kişi,



  • Sigara içmez, alkol kullanmaz.

  • Sindirim sistemi iyi çalışıyor ve kabızlık çekmiyordur.

  • Karaciğeri düzenli çalışıyordur.

  • Akşamları yemeklerini hafif yer.

  • Kendini fazla yormaz.

  • Tabi gıdalarla ekolojik beslenme sağlar


Bu kişide uyku apnesi rahatsızlığı gözükmez.


Bunun aksine, örneğin kişide;


Burunda kemik eğriliği yoktur. Damakta polip yoktur. Genizde et yoktur ama
uyku apnesinden şikayetçidir. Çünkü bu kişide boyun fıtığı, kabızlık,
hazımsızlık, kulakta uğultu, çınlama, yüksek tansiyon vs varsa hasta yine
horlama, ve uyku apnesi söz konusu olabilir.


Maraş Akupunktur olarak biz, herhangi bir sebepten dolayı bize gelen hastayı
tedaviye aldığımızda, hastamız ya da yakını bir zaman sonra şunu söylüyor:


-Doktor bey, eşimin horultusu azaldı, kesildi. Nefes alma esnasındaki
nefessizlik nöbetlerinde azalma oldu.


Uyku apnesine bağlı rahatsızlıklar...



  • Yüksek tansiyon:Uyku apnesi olan hastaların çoğunda yüksek tansiyon da
    var. Uyku apnesi yüksek tansiyon için tek başına bağımsız bir risk faktörüdür.

  • İnsülin direnci: Bu hastalar diyabet geliştirmeye daha yatkındırlar.

  • Felç ve kalp krizi oranları bu hastalarda daha yüksek

  • Pulmoner hipertansiyon: Bu hastalarda akciğer damarlarında da yüksek
    basınç olabilir.

  • Depresyon


Nasıl teşhis edilir?


Hastaya tüm gece uyku tetkiki yapılır. Bu tetkik sayesinde;



  • Beyne ulaşan mesaj dalgalarının durumu,

  • Dil, damak, göğüs, diyafram, boyun ve çevre kaslarındaki gerilim oranı,

  • Gözün hareketlerindeki değişiklik,

  • Uyanıkken yapılan solunuma göre uykudaki solunum hareketleri,

  • Kandaki oksijen düzeyi,

  • Horlama derecesi ölçülerek toplam verilere göre hastaya teşhis konur.


Tedavi


Sigara, içki, çeşitli uyku hapları ve sakinleştiriciler, kasların gevşemesini
artırır, hava yolunun daha da kapanmasına sebep olabilirler. Bunları bırakmak
kimi zaman yeterli olabilir. Ayrıca fazla kilosu olanların kilo vermesi de
etkili olacaktır.


Uyku apnesi olanlarda kullanılan standart tedavi CPAP'tır (continous positive
airway pressure). Bir maskeyle hastaya devamlı olarak basınçlı hava verilir. Bu
sayede havayolunun kapanmasını engeller. Etkin bir tedavi metodudur. Havayolunun
devamını sağlayarak uyku sırasında kan oksijenini normal seviylerde tutar.


Cerrahi tedaviler


Tedavide ilk seçim değildir. CPAP'ın başarısız olduğu durumlarda
kullanılabilir.


Ameliyatla üst hava yolunu tıkayan bariyerler alınabilir. Farklı tipleri
vardır ve yapılacak ameliyat hastaya özgüdür.


Akupunktur ve uyku apnesi tedavisi


Uyku apnesi tedavisinde de akupunktur, bilinen tedaviler arasında en etkili
olanıdır.


Çünkü; bir kez daha belirtelim ki, akupunktur vücudu bir bütün olarak tedavi
eder, yeniler



  • Vücuttaki bütün hücrelerde tamir bakım ve onarım faaliyetini başlatır.

  • Vücuttaki bağ dokularını kuvvetlendirir.

  • Vücuttaki kas dokularını kuvvetlendirir.

  • Kan alması gereken tüm dokuların kanlanmasına sebep olur,

  • Vücuttaki ağrıların giderilmesinde oldukça etkilidir.

  • Sindirim sistemini düzenler.

  • Şişkinlik, gaz, ekşime, kabızlık gibi birçok rahatsızlığı ortadan
    kaldırır.

  • Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

  • İmmün (bağışıklık) sistemini dengeler,

  • Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik gibi durumları ortadan kaldırır.

  • Strese karşı dayanıklılık kazandırır,

  • Bel ve boyundaki yapısal bozukluğu tedavi eder. Bu sayede beyne normal kan
    ve oksijen gitmesini sağlar.

  • Akciğerlerin daha iyi çalışmasını sağlar.

  • Kalp daha rahat çalışır, kanı daha iyi pompalar.

  • Damarların iç cidarlarındaki tahribatı ve pıhtılaşmayı azaltır.

  • Hastanın kolesterol seviyesini düşürür.

  • Vücudun enerji dağılım dengesini yerine getirir,

  • Ödem çözücü özelliğiyle damarlar ve sinirlere yapılan baskıyı önler.

  • Rahatlayan sinirler sebebiyle ağrı ve şikayet ortadan kalkmış olur.

  • Vücudu zindeleştirir, gençleştirir.

Etiketler: , , , , , , ,


| <<
<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. "Fazla cinsel arzu duymamak" da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az "düşkündürler".
Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. "Fazla cinsel arzu duymamak" da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az düşkündürler".

Bazen bir birey hayatının belli bir döneminde diğer dönemlerine göre daha az cinsel arzu duyduğunun farkına varabilir.

Cinsel arzunun anormal bir şekilde düşük olduğunun belirleyicisi, bu arzu azalmasının kişiyi rahatsız etmesi veya kişinin
eşiyle olan ilişkilerini olumsuz etkilemesidir. Bu tanımın dışında kalan "azalmış cinsel arzu" anormal kabul edilmez



Cinsel arzuyu etkileyen faktörler

Kişisel özellikler

Bir önceki konuda belirtildiği gibi hem erkeklerin hem de kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha

"isteksiz", bazıları ise "çok aşırı istekli" görünebilir.


Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden

daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Mastürbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının

cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımsız bir olaydır.


Yaş

Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler.


Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının incelmesi, elastikiyetinin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması gibi özellikler) nedeniyle vulva ve vajina daha duyarlı hale gelir. Ek olarak vajinada ve idrar yollarında daha sık enfeksiyon ortaya çıkar. Tüm bu etkenler kadında cinsel ilişki esnasında ağrı nedeni olabilirler.İlişki esnasında ağrı duyulması kadının cinsellikten "soğumasıyla" sonuçlanabilir. Düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda bu olumsuz değişikliklerin daha ender görüldüğü belirlenmiştir.



Cinsellikle ilgili çalışmalarıyla tanınan Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada
ortalama 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.



Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.


Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir etken olarak görülmemelidir. Menopoz döneminde ve hatta en ileri yaşlara kadar
"kendisine bakmayı" bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.

İlaç kullanımı

Çok çeşitli ilaçlar (yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, sakinleştiriciler gibi) cinsel arzu ve diğer cinsel işlevler üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.

Hastalıklar

Jinekolojik sorunlar (gebe kalamama, düzensiz kanama gibi) veya dahili hastalıklar (tansiyon yüksekliği, nörolojik hastalık, kanser gibi) ve diğer çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.

Geçirilmiş ameliyatlar

Rahimin herhangi bir nedenle ameliyatla çıkarılmış olması sonrasında geçici olarak cinsel arzuda ve diğer cinsel işlevlerde azalma

olabilir. Yine rahimle beraber yumurtalıkların çıkarılmış olması östrojen hormonunun azalmasına bağlı direkt olarak veya hormon

azalmasının genital dokular üzerindeki geriletici etkilerine bağlı olarak cinselliği olumsuz etkileyebilir


Rahimin alınmış olmasının cinselliği kalıcı olarak olumsuz etkilediğine dair bir bilimsel veri mevcut değildir. Yumurtalıkların alınması

sonrasında östrojen hormonu tedavisi yapıldığında cinselliğin etkili bir şekilde sürdürülmesi mümkün olabilmektedir.

Gebe Kalma Korkusu

Genç bir kadın özellikle evlilik öncesi dönemde gebe kalma riskinin verdiği endişeyle cinselliğini uygun bir şekilde yaşayamayabilir. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanmak bu endişenin ortadan kalkmasını sağlayabilir.

Cinsel yolla bulaşan hastalık edinme korkusu

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan birine yakalanma korkusu özellikle çok sayıda cinsel eşi olan veya çok sayıda cinsel eşi olan bir erkekle beraber olan bir kadında yerli bir korku olmalıdır. Bu tür hastalıkların genital sistemde ve hatta tüm vücutta yaratabilecekleri muhtemel hasarları önlemek için her kadının bu hastalıklardan korunmak için gerekli önlemleri alması önemlidir.

Etiketler: , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Eğer bir sorun yoksa ergenliğe girmiş her kızın rahminden kan gelir bu kanın adına hayız kanı denir, doğum, düşük yada başka bir özür yüzünden akan kan bu kategoriye girmez. Bu kanın adına biz özür kanı diye nitelendiriyoruz. Adet kanaması 3 ile 15 gün arası sürebilir. Bu süre kadından kadına farklı olabilir. Bu süre her kadın için standart hale gelir, bunun dışında eğer kanama gelirse bu adet kanaması değil özür kanamasıdır.

Kadınlar özellikle adet kanamasının ilk günlerinde ağrı, baş ağrısı ve sekse karşı duyarsızlık gibi bazı problemler yarattığı için kafa olarakta sıkıntı içindedirler. Bu gibi zamanlarda eşleriyle problem yaşanmadan dolayı yapılan boşanmalar dinimizce yasaklanmıştır.

Belirli peridoyik zamanlarda rahimden gelen kana adet kanaması denir. Zamansız ve vücuttaki damalardan gelen kan ise özür kanı olarak adlandırılır.

Adet kanamasıyla oluşan kötü kokuyu gidermek için ödağacı yada reyhan kokusu ile tütsülemektir.

Süt veren annelerde adet yaşanmayabilir. Belirli bir yaşa gelmiş kadınlarda adetin durduğu olabilir. Bundan çok önceki zamanlarda tekrar adetin başlaması için uyluk damarından kan alma işlemi yapılırdı.

Medeniyetin gelişmediği zamanlarda adetli kadınlar eve alınmaz, beraber yemek yenilmez onunla aynı ortamda bulunulmazdı. Onun ellediği bütün şeylerin kirlendiği düşünülürdü. Kuran’ı Kerim ile birlikte peygamber efendimiz adet gören kadınlarla beraber aynı ortamda kalınmasında bir sakınca olmadığını belirtmiş yalnıza seks yapmayın demiştir.

Adet kanamasını artırmak isterseniz kullanabileceğiniz bitkiler vardır mesela kekik, hem küçük tuvaleti hem adet kanamasını artırır.

Adet kanamasının ne zaman biteceği tam olarak bilinmemekle birlikte normalde 55 yaşından sonra durma yaşanır. Bazı otoritelere görede kadının yaşadığı bölge ve kadının özelliklerine göre değişkenlik gösterir. Bu zamanlarda hem kadında hem erkekte sekse karşı istek artık azalmaktadır. Kadınların adet görme süreleri artmaktadır, terlemeler görülmekte, mental olarak rahat olmama, vücutta kızarıklıklari sivilce ve kaşınma oluşur. Tekrar bebek dünyaya getiremez duruma gelmesi rahiminde sayılır.

Etiketler: , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Körbağırsağın apandis denen solucansı uzantısının iltihaplanması apandisit
olarak bilinir. Çok sık rastlanan ve özellikle yetersiz tedavi sonucu yol
açacağı tehlikeli komplikasyonlardan ötürü korkulan bir hastalıktır. Günümüzdeki
antibiyotik olanaklarına karşın bu ikincil hastalıkların en ağın peritonit yani
karın zarı iltihabıdır.



Apandis içinden besinlerin geçmediği küçük bir bağırsak çıkıntısıdır. Hareketli
ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbağırsağın başlangıç bölümü
olan körbağırsağa, incebağırsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır.
Genellikle eğik biçimde gövde eksenine doğru uzanır. Bu normal konumunun dışında
leğen içine, karaciğer altına ya da sol böğüre doğru da yerleşebilir. Alışılmış
yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması, belirtileri değerlendirmede ve
hastalığın tanısını koymada güçlükler yaratır.



Apandisin anatomik yapısında üç katman göze çarpar. Dış yüzeyi seröz (sıvı
içeren) bir zar örter.



Bunun altında kas katmanı ve en içte de lenf dokusunca zengin, girintili
çıkıntılı bir mukoza yer alır. Lenf dokusunun bolluğundan ötürü apandise
"bağırsak bademciği" de denir.



NEDENLERİ



Apandisin iç boşluğu çok dardır. Bağırsak florasında bulunan bütün
mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandis genellikle bu mikroplara karşı
yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik
kazanır. Böylece apandisin iltihaplanma süreci başlar.



Mikropların hastalık yapıcı özellik kazanmalarını sağlayan en önemli olay,
apandis iç boşluğunun tıkanarak körbağırsakla bağlantısının zayıflamasıdır.
Mikropların burada durağan biçimde kalmasıyla apandis duyan iltihaplanır.
Tıkanmanın birçok nedeni vardır. Bunlar arasında yoğun mukus tıkaçları, bağırsak
solucanları, apandisin çok uzun olması, duvarlarında hareketi zorlaştıran
köşelerin bulunması ya da kiraz gibi meyvelerin takılı kalan çekirdekleri
sayılabilir.



GÖRÜLME SIKLIĞI



Antibiyotiklerin yaygın biçimde kullanıma girmesiyle apandisit olgularının
sayısı azalmıştır. Gene de bütün cerrahi girişimlerin yüzde 2 si apandisit
nedeniyle yapılmaktadır. Bebeklik çağında ender görülen apandisit, çocukluk ve
özellikle ergenlik çağında çok sık ortaya çıkar. Daha sonra görülme sıklığı
azalmakla birlikte her yaşta gelişebilir ve her iki cinste de eşit oranda
görülür. Bazı hastalarda akut apandisit kendiliğinden geriler. Ama olguların
yarısında bu krizler yineler ve kesin tedaviyi gerektirir.



Hastalığın akutla kronik arası ve kronik biçimlerinden de söz edilir. Akutla
kronik arası olgular çok ender değildir. Buna karşılık kronik apandisite
düşünüldüğünden çok daha az rastlanır; hatta kronik apandisit tamsının birçok
olguda sağlam bir temeli yoktur.



Belirtileri



Apandisitin belirtileri deneyimli bir hekimi bile tanı koymada zora sokabilir.
Akut apandisit özellikle çocuklarda iştah kaybı, bulantı ve kusmayla başlar.
Ateş hastalığın tipik bir belirtisi değildir. Koltuk altından ölçüldüğünde
hiçbir zaman çok yüksek çıkmaz. Ama makattan alınan vücut sıcaklığı her zaman
daha yüksektir. Ağrı en önemli belirtidir. Birkaç kez kusmayla birlikte sancı
biçiminde ortaya çıkar. Önceleri aralıklı gelen ağrı gittikçe şiddetlenir ve
süreklilik kazanır. Apandisit ağrısı göbek çevresi ve karın üstü bölgelerinde
başlar; daha ender olarak bütün karında duyulur. Daha sonra karnın sağ alt
bölgesine kayar. Ağrının göbek ile böğür kemiği ön dikeni arasındaki bu yeri çok
tipiktir. Bazen şiddetle başlayan ağrı daha sonra hafifler. Bu durum
yanıltıcıdır; hastaya rahatsızlığının bittiği duygusunu verir.



Oysa ağrı azalırken akut krizin öbür belirtilerinde gerileme görülmezse,
örneğin, hızlı olan kalp atışları yavaşlamaz, kas sertliği çözülmezse bu durum
apandisitin en korkulu komplikasyonu olan karın zan iltihabının geliştiğini
gösterir.



Hastanın muayenesi sırasında kolayca akut apandisit tanısına varılabilir. Karnın
sağ alt bölgesinin elle muayenesinde kasların korunma amacıyla kasılması sonucu
sertlik görülür. Belirli noktalara bastırılması şiddetli ağrı verir.



Apandisit tipleri



Belirtilerin şiddeti ve hastalığın ağırlığı yalnız apandis iltihabının
niteliğine bağlıdır. Akut apandisitin başlıca üç tipi vardır: Mukuslu, irinli ve
kangrenli. Cerrahi uygulamada en sık mukuslu apandisite rastlanır. Mukus
salgısının arttığı bu tipte apandis iyice iltihaplanmış, gergin ve büyümüştür.
Üzerindeki periton ise alışılmış parlaklığını yitirerek hafif matlaşmıştır.
Mukuslu apandisit hastalığın en hafif tipi olmasına karşın, zamanında müdahale
edilmezse irinli apandisite dönüşebilir. İrinli apandisitte, apandis iç
boşluğunda ve duvarında biriken irin birçok apse odağı oluşturur. Bu apselerin
ülserleşerek apandis dışına açılmasıyla kaçınılmaz olarak periton iltihabı
gelişir. Akut apandisitin irinli tipinde körbağırsak ve incebağırsak bağlantı
bölgesi gibi apandis yakınındaki bağırsak bölümleri de iltihaplanır. Son olarak,
apandis damarlarının pıhtıyla (tromboz) tıkanması sonucunda kangrenli apandisit
gelişir.



Başka bir deyişle, apandise gelen kanın ve dolayısıyla oksijenin azalması, doku
ölümüne (nekroz) ve apandisin bağırsaktan kopmasına yol açar. Kopan apandisin ve
körbağırsağın içindekiler kayın zarı boşluğuna yayılınca çok ağır bir peritonit
oluşur.



GİDİŞİ



Hastalık gidişine bırakılırsa, yani tanısı konmaz ya da hasta ameliyata izin
vermezse nasıl bir gelişme gösterir? Bazı iyi huylu olgularda ağrı, kusma ve
ateş birkaç gün içinde kendiliğinden azalır ve hasta o an için kendini
"iyileşmiş" hisseder. Ama "o an" geçicidir, çünkü kolayca atlatılan bu ilk krizi
kaçınılmaz olarak ikincisi izler. İkinci krizin ortaya çıkış zamanı değişkendir
ve arada geçen süre hastalığın kronikleşmesine yol açacak ölçüde uzayabilir.



Bu iyi huylu olguların dışında bazen de 3. ve 4. günlerde periton tepkisi
gelişir. Bunun sonucu olarak böğür çukurunda elle hissedilen, sınırları
belirsiz, oval bir kütle belirir (plastron). Yatakta dinlenme, karna buz koyma
ve antibiyotik tedavisiyle plastron birkaç haftada geriler.



Bir başka olasılık da apandisitin yaygın peritonit gibi ağır hastalık durumuna
doğru gelişmesidir. Yaygın karın zarı iltihabında belirtiler çok şiddetlidir;
ağrı bütün karında duyulur, kusma sıklaşır, hıçkırma belirir ve ateş 400C ye
kadar çıkar. Hasta endişeli, sıkıntılı, solgun, yüz hatları gerilmiş görünür;
dudaklar ve özellikle dil kurumuştur. Acil girişimde bulunulmazsa hasta ölür.

Etiketler: , , , , , , ,


| <<

<
< <

<3 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Hemoroid toplumda insanlar arasında basur ismi ile bilnmektedir. Hemoroid
yani basur insan vucudunun makat bölgesinde meydana gelir.Hemoroid toplumda
insanlar arsında en yagın hastalıklardan bir tanesidir. Öyle yagın bir
hastalıktırki aile fertleri arasında iki vaya üç insanda görülebilmektedir.
İnsanlar genellikle basur hastalığından utandıkları için muayene olmaya saglik
kuruluşlarına gitmeye çekinmektedirler.Yapılan araştırmalara göre hemoroid
hastalığına yakalandıktan sonra tedavi olmayan veya
sağlık kuruluşlarına başvurmayan insanların büyük çoğuluğunun hemoroid kanserine
yakalandıklarını ortay koymaktadır.


Hemoroid (Basur) Nedir? Hemoroidal Doku Nedir? Basur
Çeşitleri


Hemoroidal doku kan damarlarına sahip olan ve makat kısmında yastık görevi
yastık görevi gören bir çeşit dokudur. Makatın kalın bağırsaklarınbittiği
bölgenin iç kısmına iç hemoroid dış kısmına ise dış hemoroid
denmektefir.Hemoroidal doku içindeki kandamarları Atar damar ve toplar
damarlardan oluşur. Makatın iç kısmındaki sensörler sayesinde atar ve toplar
damarlrdaki kan akış miktarı aniden değişerek makkattan istemsiz olan gaz ve
dışkı çıkışını engellemektedir. Makkatta Park ligmanı ismi verilen bir doku
vardır. Park ligmanı hemoroidal dokuyu kalın bağırsaklara bağlayan bir dokudur.
Park ligmanı değişik sebeblerden ötürü zarar gördüğünde bu dokuda büyüme, sarkma
ve kan göllenmeleri oluşarak hemoroid yani basur hastalığı ortaya çıkar.


Hemoroidal Hastalıklar Hastalığın ilerlemesine Göre Dört Ayrı Şekilde
Derecelendirilir


1.DERECE Basur: Hastalığın bu evresinde makkattan
sarklamalar gözlenmez. Bu evrede sadece kanamalar görülür.


2.DERECE Basur: Hastalığın bu evresinde makkattan hemoroidal
doku büyümüş tür ve genellikle kanamalar, agrı ve tuvalet esnasında makkattan
sarkmelar gözlenmektedir. Tuvalet bittikten sonra bu sarkmalar kendi kandine
hemen düzelir


3.DERECE Basur: Ikınmalar ani zorlanmalar ve tuvalet
sırasında makkattan sarkmalar görülür. Bu sarkmalar kendiliğinden düzelmez ve
elle içieri itilerk düzeltilebilir.


4.DERECE Basur: Hastalığın bu evresinde sürekli ve kalıcı
bir sarkma ile karşılaşılır.


Hemoroid - Basur Neden Oluşur ?



  • Ktılımsal bozoukluklar
  • Kronik kabızlık
  • Zorlanmak
  • Uzun süreli ayakta kalmak
  • Kabızlık
  • ıkınmak
  • Dolaşım sistemi bozuklukları

Hemoroidal (Basur) Hastalıklarının Teşhisi ve Tedavisi


Basur hastalığına tanı koyabilmek için uzaman doktorlar tarafından muayenenin
yanı sıra çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır.Basur hastalığı
hastalığın geldiği evreye göre cerrahi veya ilaçla tedavi yöntemleri
kullanılmaktadır.


Hemoroid - Basur’un Cerrehi Mudahale ile Tedavi
Yöntemleri



  • Sklero terapi
  • Açık ve Kapalı hemorodektomi
  • Bant ligasyonu
  • Laser (Infrared)
  • De Longo tekniği

Hemoroid - Basur’un İlaç ile Tedavi Yöntemleri



  • Kan Dolaşımını Düzenleyen ilaçlar
  • Ağrı kesici Kremler
  • Çeşitli İlaçlarla Hazırlanan Oturma Banyosu
  • Kortikosteroid İçeren Pomadlar
  • Dışkıyı Yumuşatan İlaçlar

Etiketler: , , , , , , , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <



Prostat kanserinde kimi hastalarda belirti görülmez. Kimilerinde ise idrarın damlalar halinde yapılması, kimilerinde ağrılı, sık ve güç idrar yapma, idrarda kan yada iltihap olması, ejekülasyon sırasında kan yada ağrı olabilir.
Bu durumlar sadece prostat kanserinde görülmez. Prostat kanserinin dışında prostatla ilgili başka durumlardada bu durumlar görülebilir.
Bu durumlarda kesin tanı doktor tarafından gerekli tetkik ve muayeneler yapılarak konulur.
Prostat kanserinin belirtilerini ise şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Biyopsi
2- Transrektal ultrasonografi
3- PSA testi
4- Parmak ile rektumda muayene

İlgili bağlantılar: prostat, prostat kanseri

Etiketler: ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <

Keçi doğada otluyor,yeni filizlenen dallarla besleniyor,doğada beslendiği
için suni yem yemiyor.
Doktorların raporlarına göre “astım,alerji ve öksürük”
gibi pek çok hastalıkların tedavisinde ilaçların etkili olmadığı halde,keçi
sütünün olumlu sonuç verdiği kaydedildi.Üstelik kanser hastaları da bu sütü
tercih etmeliler.
Keçi sütünden yapılmış ürünlerin Avrupa’da özel healt
shoplarda özel fiyatlarla satıldığı ve bebeklere anne sütünün alternatifi olarak
verilebileceği bildirildi.
Uzmanlar ;keçi sütü düzenli olarak tüketildiğinde
egzama, astım, sindirim rahatsızlıkları, varisle ilgili bazı rahatsızlıklar ve
bazı alerjik durumların tedavisinde yararlı olduğunu
belirtiyorlar.


EGZEMAYA KARŞI KEÇİ SÜTÜ
Ellerde, yüzde veya cinsel organlarda oluşan egzamalar
genellikle alerjik tepkilerden kaynaklanır; örneğin bebeklerde sıklıkla
görüldüğü gibi, inek sütü bu alerjik tepkilere yol açabilir. Egzama sıkıntısı
çeken herkes, süt ve süt ürünlerinden uzak durmalı, inek sütü yerine keçi sütü
ve soya sütü tercih etmelidir
keçi sütünün yararlarını sıralamak
gerekirse;
*Bebeklerde görülen ani ölümleri engellemek için
keçi sütü öneriliyor,
*Kanser tedavisinde kullanabilecek
keçi sütü bulunuyor,
*Astım, alerji ve öksürük gibi
hastalıklarda keçi sütünün çok faydası bulunuyor,
*Egzama
gibi hastalıkların tedavisinde keçi sütü kullanılıyor…

Etiketler: , , ,


| <<

<
< <

<0 Yorum var | E-postayla Gönder! | < < <
Hazırlayan: Dr. Verda
Bitlis Tüzer

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma
Hastanesi

Psikiyatri Kliniği

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları


Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk
evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de
sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan
etkilenmektedir.

Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek
sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel
etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).

Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel
işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin
azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli
rüyalar ve fanteziler, erotik materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların
farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin
azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır.
isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven,
cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin
olması birlikte olunan kişi ile cinsellik dışındaki alanlarda da iyi bir
ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin
azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm
cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer
cinsel sorunlarla (orgazm olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse
de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma
ulaşırlar.

Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de
psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan
fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği,
kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik
nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle
ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili
sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli
yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel
ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen
cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu
ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar.
Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü
bastırabilir.

Cinsel isteğin az olması kadınlarda
cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33'ünün
hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya
kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24
yaşları arasındaki kadınların %32'si cinsel istek azlığından etkilenirken bu
oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6'dır. Cinsel isteğin ne
kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok
faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada
değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki
aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden
farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun
olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre
değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda
cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin
edilmektedir.

Cinsel
tiksinti bozukluğu

Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel
tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine
cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum
belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede
ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde
cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun
travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada
görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel
saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda
ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan
bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.


Kadınlarda cinsel isteği
artırmanın yolları

Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe
yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de
olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç
araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak
etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido
açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı
araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında
zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı
olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron
düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile
karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği
de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve
postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç
saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil
cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de
artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi
gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.

Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor
olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık
fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel
değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel
istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu
hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok
psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel
hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce
orgazm deneyimi olmayan kadınlar için masturbasyon alıştırmaları iyi bir yol
olabilir.

Feromonların cinsel istek bozukluklarının
tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında
eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti
bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için
önerilmez.


Cinsel Uyarılma Bozukluğu

Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün
ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da
aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda
genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile
dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan
mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması
ile ilişkilidir.


Kadın Cinsel
Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan
kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı
gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya
belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla
ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların
% 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev
bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli
bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev
bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir.
Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü
yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Masters ve Johnson normal tepki veren
kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın
zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha
istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama
(ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği
belirtilmektedir.

Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı
fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara
kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de
erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal
ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında
östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı
bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu
yan etkiye sahiptir.


Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri
arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel
ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç
çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel
uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya
da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse
de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel
uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran
ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da
araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı
bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı
artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı
kısıtlamaktadır.

Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği
belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan
etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve
mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel
yanıtının orgazm kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak
uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma
ulaşamaz. Yaşam boyu orgazm bozukluğunda kadın bir eşle ya da masturbasyon ile
hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel
varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel
birleşme yoluyla orgazm olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde
yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak
klitoris uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın orgazm
bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem
klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey
35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5'inin yaşamlarında hiç orgazma
ulaşmadığını bulmuştur. Orgazm sıklığı yaşla artar.

Kadın orgazm bozukluğunun en önemli
nedenlerinden biri "cinsellik eşittir cinsel birleşme" tarzı düşünmedir.
Birleşme ve orgazmın başlıca amaç haline gelmesi orgazmı engeller.Kadının eşine
kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel
tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı
beceremez. Sevişmek "bildiğimiz" değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel
tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden
öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın
reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için orgazm kendini kaybetmek
anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da
oldukça önemlidir.

Orgazm bozukluğunun tedavisinde sildenafil
kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına
ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın
orgazm bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.

Cinsel
ağrı bozuklukları

-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale
getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle
cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan
tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik
pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik hastalık ve bilinçdışı korku
ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal
kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği
tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi
görünmektedir.

-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte
tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital
ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni
vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil
olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili
olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da
olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak
çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli
olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel
işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde
östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz
sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını
artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek
kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk
ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması
östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük
olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile
birliktedir.

Etiketler: , , , , ,


| <<

<

Arayın

Coğrafya

Önceki Yazılar

<
<

<

<

<

<

Siteye yeni yazı eklendiğinde size haber vermemizi ister misiniz?

E-posta adresiniz:

Arşiv





<

İzleyiciler

güncel blog